İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dünden Bugüne Antalya-Kumluca

Antalya Valiliği İl Kültür Ve Turizm Müdürlüğü’nün 2010 yılında çıkardığı Dünden Bugüne Antalya Kitabından Kumluca ile ilgili sayfalar.

16. KUMLUCA

A-COĞRAFİ DURUM VE İDARİ YAPI

Dr. Cemali SARI[22]

Kumluca ilçesi, Akdeniz Bölgesinde, Antalya Kör­fezi ile Fethiye Körfezi arasında Teke Yarımadası adı ve­rilen Akdeniz’e doğru uzanan çıkıntı üzerinde yer al­maktadır. Antalya ilinin batısında yer alan ilçelerinden biri olan Kumluca, merkeze 95 km uzaklıktadır. İlçe, güneyden Akdeniz, doğudan Kemer, kuzeyden Kor­kuteli, kuzeybatıdan Merkez ilçe, batıdan Elmalı ve Fi­nike ilçeleri ile çevrilidir.

Kumluca İlçesinin güney kısımları deniz seviyesi­ne yakın ovalık, kuzey kısımları ise dağlıktır. İlçe mer­kezi, Alakır çayı ile Gavur deresinin dağlardan sürük­leyip getirdiği alüvyonlu bir ova üzerinde kurulmuş­tur. Üç tarafı dağlarla çevrili Kumluca, güneyde deni­zin hemen gerisinden kuzeye doğru 15 km kadar uza­narak Tatlık mevkiinde son bulan verimli bir ova üze­rinde yer almaktadır.

Morfolojik ünitelerin kısa mesafelerde farklı­lık göstermesi fiziki coğrafyada zenginliği ve berabe­rinde çeşitliliği getirmiştir. Dağları, ovaları, vadileri ve platoları ile dikkati çeken Kumluca ilçesi, Antalya bölü­mü içerisinde renkli özellikte bir manzara gösterir.

Kumluca ilçesinin yüzölçümü 1.253 km2’dir. İlçe­nin merkez nüfusu (2007 Nüfus Sayımına Göre) 31.581 kişidir. Merkez ilçe kasaba ve köyleriyle birlikte nüfusu ise 65.904 kişidir. İlçenin 3 kasabası (belediye), 24 köyü bulunmaktadır. Son yapılan 2007 yılı nüfus sayımları­na göre Kumluca ilçesindeki toplam nüfusun % 47.9’u İlçe merkezinde, % 26.9’u kasabalarda, % 24.8’i köyler­de yaşamaktadır.

Kumluca İlçesi, turfanda sebze ihtiyacının karşı­lanmasında Antalya hatta Türkiye ölçeğinde önemli bir paya sahiptir. Ülkemize 1940 yıllarında girip 1960’lı yıllarda gelişen seracılık, 1980’li yılarda Kumluca hal­kı tarafından benimsenmiştir. Relief, iklim, toprak ve su şartlarının elverişli olması seracılığın bu yörede ge­lişmesini sağlamıştır. Verimli Kumluca Ovası’nda mo­dern araç ve gereçlerle cam ve plastik seralarda tur­fanda sebze üretimi yapılmakta ve İlçe ekonomisinin can damarını oluşturmaktadır.

Kumluca halkının %80’ninin geçim kaynağı tarım olup, bu sektör İlçe ekonomisinde önemli bir yer tut­maktadır. İklim faktörlerinin uygunluğu İlçede sebze ve meyve üretiminde kaliteyi beraberinde getirmiştir.

Kıyıların en tabii haliyle, tarihi kalıntılarıyla, doğal kaynak sularıyla, sağlık ve neşe kaynağı gür ormanlı dağlarıyla Kumluca ilçesi tam bir turizm cennetidir. Ye­terli tanıtım, rehberlik ve yatırım ve de projelerin ya­pılmamasına rağmen turistlerin büyük ilgisini çek­mektedir. Henüz yöre halkında turizm kültürü yerleş­memiş, Kumlucalılar turizmle tanışmamışlardır. Bu ne­denle İlçe’de Adrasan ve Mavikent dışında turizm te­sisi yoktur.

a. Jeomorfolojik Birimler

Kumluca ilçesi engebe bakımından çok çeşitlilik arz eder. Bu çeşitliliği fazla yükseklik gösteren dağ ve tepeler ile muhtelif yüksekliklerde muhtelif genişlik arz eden ova ve platolar meydana getirir.

a. 1. Beydağları

Kumluca ilçesinin kuzey, kuzeybatı, kuzeydoğu, batı ve doğu sınırlarını genel adıyla “Beydağları” olan dağ silsilesi oluşturur. Elmalı Ovası ile Antalya Körfezi arasında geniş ve çok yüksek dağların genel takımına Beydağları adı verilmektedir. Bu dağların temelini kal­ker temelden oluşan eosen-kretase teşkil eder. Arada yer yer killi ve çürük, çoklukla mor renkli, bazen taba- kalaşmış çamur niteliğinde fliş teşekküllü, pek az kır­mızı yükseltiler meydana getiren serpantinler de gö­rülür.

Beydağları, kıyı üstünde birdenbire kabaran düz­gün bir sıradağ kuşağıdır. Beydağları, aslında, birbi­rinden iyice farklı ve paralel iki sıradağa ayrılır; kıyıyı yakından izleyen “Kıyı Sıradağları”, arka tarafta yükse­len “Asıl Beydağları” dır. Her iki sıradağ arasında, bü­tün Alakır vadisini, Bereket dağlarından ötede Bayat Bademlisini, Gargın Bademlisini, Yörük Bademlisi’ni ve daha da ötede Bucak çukurlarını ihtiva eden, flişten oluşan uzun bir depresyon uzanır.

Kıyı sıradağları, Alakır vadisi çukurluğu ile körfez arasında uzanır (Markiz dağı, Gücer (Şapsal) dağları, Musa dağı, Eren dağı, Omurga dağı, Karadağ, Dazdağı, Tahtalı dağı, Katran/Kepez Dağı, Bereket dağı, Çalbalı dağı ve Bakırlı dağı) Arka tarafta yükselen asıl Beydağ- larına göre alçaktır. Arkadaki Alakır çayı vadisi ve özel­likle körfez üstünde birdenbire büyük bir düzeye ka­dar yükselen bu sıradağ o kadar yarılmış, her yerinde o kadar parçalanmış, delik deşik olmuştur ki; bu sıra­dağı, adeta birbirinden pek derin ve dar, eşsiz sarplık­ta ve fakat kısa kısa vadilerle ayrılan birer dağ kümesi, kaya blokları, birer sivri haline gelmişlerdir. Bu suretle, körfezden bu yönde bakılınca, kıyı üstünde birdenbi­re yükselen, çoğu piramit biçiminde ve birer kaya par­çaları halinde sivrilen ve birbirini arka arkaya izleyen keskin dişli sayısız dağ sivrileri yükselir. Asıl sırt, de­vamlı sıradağ daha geride, aşınma işinin çok daha za­yıf olduğu Alakır vadisi tarafında kalır. Bu sırttan doğa­rak, sivriler arasından geçerek körfeze doğru inen kısa akarsuların çoğu yaza doğru kurur. Kalker dağları bu kadar şiddetli parçalayan bu cılız akarsular kıyıda kay­da değer bir ova oluşturamamıştır (Bkz. Foto1).


[22] Akdeniz Ünv.Eğitim Faültesi-Coğrafya

Foto 1: Kıyı Sıradağları ve Asıl Beydağları

Kumluca ilçesinin doğu sınırı boyunca, Alakır va­disi ile kıyı arasında Gelidonya burnundan en kuzey­deki Güllük dağına kadar uzanan bu kıyı Sıradağları kıyıyı çok yakından izleyen orta yükseklikte, çok sarp, çetin, haşin engebeli, engebesinin korunması sayesin­de yer yer geniş ormanları da kapsayan, fakat otu ve suyu az, hayvancılık ve yayla rolü zayıf, insanların yer­leşmesine ve gelişmesine imkân vermeyen, her şekil­de de geçiş rolü adeta sıfır olan bir sıradağdır.

Asıl Beydağları; Kıyı Sıradağların arkasında kaba­ran daha yüksek sıradağa verilen addır. Elmalı’yı Finike ve Kumluca’ya bağlayan Avlan belinden başlayarak, Korkuteli yakınlarından, Bozova çukurluğunun başın­daki Yazır köyü üstüne kadar 80 km. den fazla bir me­safe üzerinde uzanır ve başlayışı gibi Bozova üstünde bitişi de keskindir. Beydağları, baştanbaşa yüksektir. Esas sırt, ortalama 2.250 m.lerde düzgün, devamlı bir kabarık halinde uzanır. Bunun üzerinde yükseklikler 2.500 m.yi bulan ve aşan, çoğu 3.000 m. yaklaşan bir­çok tepeler yükselir. Genel olarak, bu sıradağ güney­den kuzeye doğru gidildikçe belirli bir alçalma yapar. Sıradağın Alakır vadisine bakan konkav yüzü çok dar ise de, yayın Elmalı tarafına bakan iç yüzü kademe ka­deme alçalan bir takım etek dağları ve yaylalarıyla çok daha (20 km. den fazla) geniştir.

Beydağları kalker bünyelidir. Fakat daha ziyade mermer kalkerlerdir ve sönük şekiller gösterir. Burada düzgün şekilli vadiler oluşmamıştır. Esas sırt inişli çı­kışlıdır, yer yer karstik çöküntülerden ve buzul aşındır­masından ileri gelen küçük küçük çukurlukları da kap­sar. Tepelerin çoğunun kuzeye bakan yüzleri pek dik ve yalçın kayalık olup, dipleri yığın yığın kaya dökün tüleri ile doludur. Esas sırtın Elmalı’ya bakan dibi bir­çok yerinde birden bire alçalır ve bundan sonra Elma­lı ovası başlar.Beydağları çok bol yağış alır ve esas sırt 1.500 m.lere kadar bütün kış süresince ve birçok tepeler yaz ortasına kadar karla örtülü kalır. Fakat yapıdaki mer­mer kalkerin son derece emiciliği dolayısıyla, Kıyı Sıra­dağları gibi ve daha fazla olarak bu yüksek sıradağı da su bakımından çok fakirdir.

a.2. Alakır Vadisi

Batıda Beydağları ve devamınca uzanan Sirgen ve Tocak dağları yan kabarığı ile doğuda Kıyı Sıradağ­ları arasında ve ortası boyunca, keza Kumluca ovasına doğru uzanan Alakır vadisi büsbütün başka bir şekil gösterir. Bunun 50 km kadar uzunluğu, 15 km kadar genişliği geçen vadisinde 20 kadar köy serpilmiştir. Bu haliyle, engebesiyle, köy gruplarıyla, araziden istifade şekilleriyle, burası çok açık bir coğrafi ünite oluşturur. İki karstik dağ kabarığı arasında Alakır vadisinde­ki zayıf kalker aşınmış, parçalanmış, şurada burada an­cak yer yer ve parça parça kalmış olan bir eosen flişi alçaklığına uyar fliş ve şist daha ziyade incekum, kil, arada kalker karışımı ve nispeten kolay parçalanan bir kaya olduğundan daha çabuk aşınmış, oyulmuş- tur. Vadi derin, kesik kesik, hayli engebeli ise de; şekil­ler doğusunda ve batısında yükselen kalker dağları ile karşılaştırma kabul etmeyecek kadar yumuşaktır. Bu­ralarda toplu, geniş bir ova yoktur, fakat her tarafta or­mandan, bazı kayalardan açık yerlerde, eteklerde, hat­ta suyun kenarlarında, yer yer, parça parça düzlükler, tarlalar eksik değildir. Diğer taraftan iki taraftaki yükmemiştir. Yüksek ovalar genellikle dağ ve tepeler ara­sında kalmış polyeler halindedir. Kuzeydeki ovaları ge­nellikle akarsular teşkil eder.

Foto 2: Kumluca Ovası

Finike Körfezi’nin sonunda serilen ovaya körfezin hemen kenarında kurulan kasabadan dolayı Finike Ovası denir. Bu ova körfezin hemen bütün sonunu doldurmuştur. Yarım ay parçasını andıran ovanın
tabanı Gülmez dağının doğu dipleri olup, Tocak dağının ovaya doğru biraz ilerlemesi dışında, buradan
itibaren ve Alakır çayından ötede ova gitgide daralarak Mavikent’ten biraz ötede son bulur. Ovanın doğuda bulunan, arka tarafı yüksek dağlarla çevrilmiş olan bu kuytu ovada sıcak etki egemendir. Kışlar burada ılık geçer, yazlar erken gelir, uzundur ve boğucudur. Kışın ovada sert kuru soğuklar olmadığı için yetiştirilen portakallar Kemer ve Antalya ovasındakilere göre oldukça lezzetlidir. Relief, iklim, toprak ve su şartlarının elverişli olması seracılığın bu yörede gelişmesini sağlamıştır. Verimli Kumluca Ovası’nda modern araç ve gereçlerle cam ve plastik seralarda turfanda sebze üretimi yapılmakta ve İlçe ekonomisinin can damarını oluşturmaktadır (Bkz. Foto 2)

Foto3: Alakırçayı, Kabük Mevki, Karacaören

Ova su bakımından talihlidir. Ovanın arkasında yükselen dağlarda kuzey–güney yönünde bu ovaya
doğru dik bir şekilde uzanırlar ve bu durumda Finike Körfezi’ni bir akarsular kollektörü yapar. Bu ovadan geçen sular kuvvetli ve devamlıdır. En batıda Akçay, Tocak dağının dibinden kükreyerek çıkan suya Göksu ve bunların doğusunda hepsinden kuvvetlisine Alakır çayı denir. Bu akarsuların tamamı ovayı kat ederek denize ulaşır (Bkz. Foto3).

Böylece toprağı verimli, iklimi elverişli ve suyu da bol olan bu ova iyi ekilir ve her türlü ürün yetişir. Buraları bağlık bahçeliktir, bununla beraber, ova da, turfanda sebzecilik oldukça yaygındır. Ovanın iki tarafında kurulan Finike ve Kumluca İlçeleri içersinde yeni yolların yapılması ve motorlu taşıtların artması sebebiyle son yıllarda Kumluca müthiş bir gelişme gösterirken Finike’nin hinterlandının dar olması nedeniyle istenilen düzeyde gelişme kaydedememiştir. Finike-Kumluca–Kemer–Antalya kıyı yolunun yapılmış olmasının gelişmedeki payı çok büyüktür.

Ova güneydoğu yönünde, Mavikent’ten biraz ötede kesilir, oraya küçük tepelerden oluşan bir arazi girer. Bu tepelerden ötede, küçük, yönünü kuzeybatıya doğru çevirmiş olan Karaöz Körfezi’ne geçilir. Bu
körfezin sonunda serilen küçük ovaya Karaöz denir. Karaöz küçüktür; ancak birkaç kilometre genişliğindedir. Zira bu ovanın arkasındaki dağlar küçüktür ve körfezi de yakından çevirdikleri ve körfeze doğru küçük sel sularından başka hiçbir su inmediğinden ovada küçük kalmıştır.

b.Yerleşme

Kumluca ilkçağlardan beri birçok devletin yerleşim alanı içinde yer almıştır. Bunlardan Likyalılar, Fenikeliler, Romalılar ve bir kavim olan Selimler sırasıyla ilk
yerleşip dağılan topluluklar olarak bilinirler.

Bütün bu devirlerde Kumluca’da yerleşik hayatın olmadığı anlaşılmaktadır. Hayvancılık yapan göçebe Türkler, yazı Elmalı ve Korkuteli yaylalarında, güzü Kuzca ve çevresinde, kışı da bugünkü Kumluca sınırları içindeki bölge, Iğdırmıgardıç veya kısaca halk dilinde Gardıç ile tanınan yörede geçirirlerdi. Bugünkü İlçe merkezinin bulunduğu yer, o günlerde tamamen fundalık ve bataklıklarla dolu olduğundan, ilk yerleşim; İlçe merkezinin 5 km. kadar doğusunda tepelerin eteklerinde, “Sarıkavak” adıyla 1830 yıllarında kurulmuştur. Teke Sancağı adıyla Konya iline bağlı olan Antalya’nın 1914 yılında müstakil il olması ile yeni idari düzenlemelere gidilmiştir. Elmalı’dan ayrılan Finike ile
Antalya’ya bağlı Iğdırmagardıç bucağına bağlı bir köydür. Bugünkü Kuzca köyü ise ayrı bir bucak idi. 1924 yılında Kuzca bucağının merkezi güneye Gödene’ye (Altınyaka) alınmış ve zamanla göçebe halkın yerleşerek kalabalık bir merkez haline getirdiği bugünkü İlçe merkezinin bulunduğu “Kumluca bucağı” kurulmuştur.

Kumluca bucağı sonraki dönemde daha da büyüyerek, 01. 04. 1958 yılında 7033 sayılı kanunla Finike’den ayrılarak ilçe olmuştur. Şu anda Kumluca ilçesinde Merkez bucağa bağlı 19 köy, Altınyaka bucağına bağlı 8 köy olmak üzere toplam 27 köy bulunmaktadır:

b.1.Merkez Bucağına Bağlı Belde ve Köyleri

  1. Belen (İğdirbeleni)
  2. Beşikçi (Baymak)
  3. Beykonak (Kağaz/Kavakdibi)
  4. Adrasan(Çavuşköy)
  5. Çayiçi
  6. Erentepe (Gerçen)
  7. Güzören (Savrun)
  8. Hacıveliler
  9. Hızırkahya (Çalka)
  10. İncircik
  11. Kavakköy
  12. Yazır (İğdiryazarı)
  13. Mavikent (Yenice)
  14. Salur
  15. Sarıcasu
  16. Toptaş
  17. Yenikışla (Örteğiz)
  18. Yeşilköy (Şapşal)
  19. Ortaköy (Baysı)

b.2.Altınyaka Bucağına Bağlı Köyleri

  1. Altınyaka (Gödene)
  2. Büyükalan (Yukarı Kuzca)
  3. Dereköy
  4. Gölcük
  5. Karacaağaç
  6. Karacaören
  7. Kuzca
  8. Çaltı (Aşağıdere)

Kumluca ilçesinde başlıca yerleşme tipleri kır ve kasaba yerleşmeleridir. İlçe sınırları içerisinde 3 kasa­ba (Beykonak, Çavuşköy ve Mavikent), 24 köy yer al­maktadır.

Kumluca’da kır yerleşmelerini, köylerle bu köyler­den daha küçük yerleşme tipleri (mahalle, yayla) oluş­turmaktadır.

Ova ve sahil köylerinde, köy yerleşmelerinde başlı­ca ekonomi tarım ve turizm iken sırtta ve etekte kurul­muş orman ve dağ köylerinde ise ekonomik faaliyetler tarım ve hayvancılık şeklinde belirginleşmektedir. Köy yerleşmelerindeki konutlar genellikle eski tiptedir. Bu konutlar, gerek yapı malzemesi gerek­se yapılış tarzları ile doğal çevre ile olan ilişkiyi güzel bir şekilde yansıtırlar. Genellikle konutlarda kullanılan malzeme yakın çevreden temin edilmektedir. Eski tip konutlar tek katlı veya iki katlıdır. Ancak son zaman­larda inşaat tekniğinin ilerlemesi, ekonomik gücün iyi­leşmesi, şehirlerde yaşayıp da köyüne modern tarzda ev yaptıranların artması yeni tip konutların çoğalma­sına neden olmaktadır. Ulaşım ağının iyileşmesi ile in­şaat malzemelerinin rahatlıkla bütün köylere ulaştırı­labilmesi ile bütün köylerde modern tarzda evler rast- lanmakta ve sayıları her geçen gün artmaktadır.

Yeryüzü şekillerinin oldukça parçalı ve su kaynak­larının nispeten kıt olduğu konumlarda kurulmuş olan köyler genellikle birkaç mahalleden oluşmaktadır. Kö- yaltı iskân şekillerinden olan mahalle yerleşmeleri, il­çede oldukça çok sayıdadır (Çukurca/Altınyaka, Kara- bük/Karacaören, Çayır/Gölcük, Çulha/Kuzca, Karaca- ğaç/Büyükalan gibi). Bu mahalleler köyden çeşitli eko­nomik ve sosyal nedenlerle ayrılan nüfusun köy sınır­ları içersinde başka bir yere yerleşmesi sonucu mey­dana gelmiştir. Mahalle yerleşmelerinin ortaya çıkışı; yeryüzü şekilleri, iklim şartları ve su kaynakları gibi fi­ziki coğrafya şartları ile ulaşım, mülkiyet durumu, ak­rabalık ilişkileri ve tarihi olaylar gibi beşeri faktörler rol oynamıştır.

Köyaltı iskân yerleşmelerinden bir diğeri de yay­lalardır. İlçe sınırları içersinde yaylalar kuzeydeki yük­seltinin en fazla olduğu yerleşim sahaları içersinde gö­rülür. Altınyaka, Söğütcuması (Kuzca), Karaağaç (Bü- yükalan), Beydağı (Dereköy) ve Göl (Karacaören ) bu yaylalardan bazılarıdır. Bu yaylalar 950 m ile 2.000 m yüksekliklerde yer alırlar.

İlçe’de bir başka yerleşme tipi kasabalardır. Bu yerleşmeler, köy ve şehir yerleşmeleri arasında bir tür geçiş özelliği taşırlar. Nüfus kriterleri esas alınarak ya­pılacak bir ayrıma göre, İlçe’de 3 kasaba bulunmak­tadır. 2007 yılı nüfus sayımlarına göre bu kasabaların nüfusu Mavikent 8.033, Beykonak 7.240 ve Çavuşköy 2.435 kişidir. Mavikent (1974), Beykonak (1987) ve Ça­vuşköy (1995) yerleşim birimlerinde belediye teşkila­tı mevcuttur.

Kasabalarda başlıca geçim kaynağı tarım ve hay­vancılıktır. Beykonak ve Mavikent fonksiyonel açıdan sadece tarım faaliyetlerinin bulunduğu bu nedenle nüfusun arttığı ve de buna paralel hizmet sektörünün geliştiği yerleşim birimleridir. Çavuşköy ise diğer kasa­balardan farklı bir özellik gösterir. Burada tarımsal fa­aliyetler yanında turizm faaliyetleri de son derece ge­lişmiştir.

Kasabalar tek katlı eski tip konutlar oldukça yay­gındır. Bunlar arasında yapı malzemeleri bakımından taştan, ahşap ve kerpiçten yapılmış olanlar ile tuğla ile örülerek inşaa edilmiş konutlar da bulunmaktadır. Ko­nutların bazılarında, hemen bitişiğinde olmak üzere, hayvanlarla ilgili eklentiler bulunmaktadır. Günümüz­de Çavuşköy, Beykonak, Mavikent, Salur, Sarıcasu, Ka- vakköy ve Hızırkahya kasabalarında 2, 3 ve 4 katlı be­tonarme tarzda yapılmış, altı depo, ahır ve garaj ola­rak kullanılan modern konutların, oldukça yaygın ol­duğu görülür.

İlçe’de tek şehir karakterli yerleşme birimi Kumlu­ca şehridir. 2007 yılı nüfus sayımlarına göre şehrin nü­fusu 31.581 kişidir. İlçe merkezi olması münasebetiy­le Kumluca’da hizmet sektörü gelişmiştir. Çevre köy­ler için hemen hemen tüm ihtiyaçların karşılandığı bir merkezdir.

Kumluca şehrinin ilk yerleşim alanı bugünkü ilçe merkezinin 5 km doğusundaki tepede Sarıkavak’tır. Şehir zamanla batı, kuzey ve güney istikametinde ge­nişleyerek bugün Kumluca Ovası diye adlandırılan ovanın doğu kenarında yerleşmiştir. Burası ilçe mer­kezi konumundadır. Fundalık ve bataklıkların kurutul­ması, fiziki şartların nüfus üzerindeki baskılarının azal­ması dolayısı ile tarımın gelişmesi ve özellikle 1980’li yıllardan sonra turfanda sebzecilik (seracılık) faaliyet­lerinin başlamasıyla birlikte Kumluca ilçe merkezi fark­lı bir hüviyet ve karakter kazanmıştır.

Günümüzde çok katlı betonarme tarzda yapıl­mış modern konutlar şehir merkezinde Antalya’yı Fi­nike ve Kaş’a bağlayan devlet karayolunun geçtiği yo­lun iki tarafında Hastane caddesi, Gödene caddesi ve Deniz yolu caddesi üzerindedir. Şehir merkezinde ko­nut alanlarının dışında iş ve ticaret alanları ile kamu ve özel kuruluşlar, eğitim, kültür ve sağlık alanları da yer almaktadır.

Merkez ilçe 2007 yılı itibarıyla Yenimahalle, Karşı­yaka, Eskicami, Bağlık, Cumhuriyet, Kasabçayırı, Sarı- kavak, 50. Yıl, Göksu, Kum, Merkez, Meydan, Narenci­ye ve Temel Eğitim mahalleleri olmak üzere 14 mahal­leden oluşur. Yenimahalle ile Bağlık mahallesinin ikiye ayıran Eski Finike Caddesi Hasan Tuna Caddesi (Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreş Başpehlivanı) olarak adlandırılır.

c. Nüfus

Antalya Körfezi’nin kuzeyinde ve batısında yer alan kıyı ovaları, Kumluca’dan başlayarak Gazipaşa’ya kadar uzanmaktadır. Bu düzlükler tarihin eski dönem­lerinden beri insanın yaşamına imkân veren çok elve­rişli ve her dönmemde alternatifi bol şartları ile insa­nın yaşadığı, geçim faaliyetlerinin sürdüğü bir saha olarak gözlenir. Ancak bu bölgede cumhuriyetten sonra gerçekleşen tarımda, ulaşımda, sanayide, tica­rette ve turizmde yapılan çalışmalar buraların nüfusu­nun artışında etkili olmuştur.

Kumluca Ovası da 30-40 yıl öncesinde dahi yaz aylarında göçebelerin, bir kısım köylülerin yaylaya çık­tıkları sırada oldukça ıssızdı. Bu sahalar yakın zama­na kadar geniş bataklıklar ve fundalıklarla kaplıdır. Bu olumsuz şartlar yayla ile ova arasındaki hareketle biraz olsun telafi edilmiştir. Zamanla toprakların ıslahı ile fi­ziki şartların daha iyi hale gelmesi ile eski kır yerleşme­lerine ilaveten daha sonraları göçebelerde gelip yer­leşmişler ve köyler oluşturmuşlardır. Cumhuriyet dö­neminde İlçe sınırları içerisinde konar-göçer şeklinde yaşam tarzı kısmen de olsa azalmış ve göçebe hayatı günümüzde sona ermiştir.

Kumluca ilçesinde, Cumhuriyet sonrasında yapı­lan nüfus sayılarına bakıldığında, çok hızlı bir nüfus ar­tışının olduğu görülür. 1940 yılında 11.884 olan nüfus 1970 yılında iki katını aşarak 25.468’e ulaşmış ve 2007 yılına gelindiğinde ise 65.904’e yükselmiştir. 67 yıllık sürede İlçe’nin nüfusu toplamda yaklaşık 55.000 kişi artmıştır. Aynı dönemde yani 1940 ve 2007 yılları ara­sında nüfus artış oranı %554.5’tir.

1945 yılında 12.758 kişi olan ilçe nüfusu 1940-45 arasında %7.3’lük bir artış göstermiştir. 1945-50’de %28.3 ve 1950-55 döneminde %23.3 artmıştır. İlçe nüfusu 1960’da %1.0’lik bir düşüş ile 19.986 kişiye gerilemiştir. 1965 yılında %11.5’lik bir nüfus artışı ile 22.291 kişiye yükselmiştir. Kumluca ilçesi toplam nü­fusu bu tarihten sonra artık hiçbir nüfus sayımında önceki sayımların gerisine düşmeyerek sürekli bir art­mıştır. İlçe’de nüfus 1970’te %14.2 (25.468), 1975’de %14.3 (29.126), 1980’de %0.07 (29.146), 1985’te %22.4 (35.693), 1990’da %25.6 (44.834), 1997’de %12.4 (55.864), 2000’de %9.8 (61.370) artmıştır. 2007 yılına gelindiğinde de 65.904 kişiye yükselen ilçe nüfusu bir önceki sayım yılına göre %7.3 artmıştır.

Tablo 1’den de anlaşılacağı gibi nüfus artışı ilçe­de düzenli bir gidişat göstermemektedir. Sürekli ola­rak artan nüfus 1960 ile 1970 yılları arasında durakla­mış hatta 1960 yılında 1955 yılı nüfus sayımına göre %1.0’lik bir düşüş görülmüştür. Bu yıllardaki düşüş iç ve dış göçlerden dolayı olmuştur. 1960 yılından baş­layarak 1970’lerin başlarına kadar devam eden yurtdı­şı göçlerinden tüm Türkiye’yi etkilendiği gibi ilçe nü­fusu da etkilenmiştir. Bu dönemde Kumluca ilçesin­den Batı Avrupa’ya özellikle Almanya, Belçika, Fransa ve Hollanda’ya önemli sayılabilecek miktarda göç ol­muştur.

Nüfus artışının yüksek olduğu dönemlerdeki, ar­tış hızının fazlalılığını İlçe’deki başta tarım ve turizm alanlarındaki büyük gelişmelere bağlanabilir. 1985 yı­lından sonra İlçe’de nüfus artışında önemli bir sıçra­ma olmuştur (1990 yılında 1985 yılına göre %25.6’lık bir nüfus artışı). Özellikle 1980’li yıllardan sonra ilçe sı­nırları içersinde seracılık büyük bir gelişme göstermiş ve buna bağlı olarak çevre ilçe ve köylerden göç hare­ketlerine maruz kalmış, böylelikle nüfus önemli ölçü­de artmıştır. Şehirsel nüfusta 1940 yılından (1.171), 2007 yı­lına (31.581) kadar %2697’lik bir artış olurken; kırsal nüfusta 1940’dan (10.713) 2007 yılına kadar (34.067) %318’lik bir artış olmuştur.

Tablo 1: Kumluca İlçesi’nde Nüfusun Sayım Yıllarına Göre Dağılımı

Merkez bucakta nüfus sayım yıllarına göre ince­lendiğinde 1960 ve 1980 yılları hariç tutulursa 2000 yı­lına kadar sürekli olarak arttığı görülmektedir. 1960 yı­lındaki görülen nüfustaki gerileme iç ve dış göçün te­siriyle, 1980 yılındaki gerileme ise iç ve dış göçün yanı sıra Türkiye konjonktüründeki siyasal ve sosyal geliş­melerin ürünüdür. Ayrıca sonraki yıllarda Merkez bu­cak nüfusundaki azalış, bazı köylerin gelişerek beledi­ye örgütü kurulması (1987 yılında Beykonak ve 1995 yılında Çavuşköy) ile kasaba olmaları ile birlikte önce­leri merkez bucak nüfusu içerisinde sayılan bu köyle­rin farklı değerlendirilmelerindendir.

Merkez bucak köylerinde nüfus artışı baz alındı­ğında kendi içerlerinde iki gruba ayrılır. İlk grup içer­sinde yer alan köyler tarım ve turizm sektörlerindeki çok hızlı gelişmenin etkisiyle nüfus artış seviyesinin üst düzeyde olduğu köylerdir. Bu köyler; Beykonak, Mavikent, Adrasan, Sarıcasu, Hacıveliler ve Salur’dur. Bunlar Kumluca ilçe merkezine çok yakın yerleşim yer­leri olup, relief, toprak, su ve iklim koşullarının uygun olduğu, çevre köy ve ilçelerden bol miktarda nüfus kendilerine çekmiş alanlardır.

İkinci gruptaki köyler ise; ekonomik sıkıntılar, göçler ve nüfusta gerileme en belirgin özelliktir. Bu köyler; Belen, Beşikçi, Çayiçi, Erentepe, Güzören, İncir- cik, Yazır, Toptaş, Yenikışla ve Yeşilköy’dür. Relief, top­rak, su, iklim şartlarının yeterince elverişli olmama­sı nüfusun göçünü gündeme getirmiştir. Özellikle bu köylerin nüfusu Antalya il merkezine, Kemer ve Kum­luca ilçe merkezlerine olmuştur. İlçe’de verimli tarım sahaları ve turizm alanları köylerden nüfusu kendine çekmiştir.

Kumluca ilçesinde nüfus artışında relief, toprak, su kaynakları ve ulaşımın rolü çok fazladır. Yükselti ve eğimin azaldığı, su kaynaklarının bol olduğu, ova ve düzlüklerde, akarsu kenarlarında nüfus artmıştır. Bu sahalarda nüfusun artışında etkili olan diğer önemli bir faktör de, jeolojik yapıya bağlı olarak gelişen top­rak kalitesinin iyi olmasıdır.

Yükselti ve eğimin arttığı, tarım yapılabilecek alanların azaldığı, yağış şeklinin (kar) değişmeye baş­ladığı sahalar da nüfusun az olduğu sahalardır.

Altınyaka bucağında nüfusun dağılışı, yoğunluğu ile ekonomik ve sosyal nitelikleri üzerinde fiziki şartlar birinci derecede etkilidir. Bucağa bağlı köylerin tama­mında nüfus 1950 yıllarından başlayarak sürekli azal­mıştır.

Tablo 2: Merkez Bucağı Nüfusu  

Tablo 3: Altınyaka Bucağı Nüfusu

Cumhuriyet sonrasında, tarımda; sulama, gübreleme, makineli araç ve gereçlerin kullanımı, toprak ıslahı, nitelikli tohum kullanımı gerçekleştirilmiş, entansif tarım yerleşmiştir. Kısa sürede fazla geniş olmayan verimli Kumluca ovasında, nüfus gelişmiş, artmıştır. Olabildiğince bataklık, fundalık araziden kaçan, yaylalara giden, konar-göçer yaşayan insan zamanla yaylalara dahi çıkmaz olmuştur. 1960 yıllarda ve sonrasında bölgede seracılık faaliyetlerinin gelişmesi, yerleşmesi, nüfus artışında bir bakıma belirleyici rol oynamıştır. Kumluca ilçesinde nüfusu etkileyen en önemli gelişme tarım hayatında kazanılmış olan bu yeni kültürdür.

Günümüzde fiziki potansiyel ve beşeri şartların uyumu artık kedini göstermiştir. Daha önceleri insanların kaçtığı sıtmalık, fundalık, bataklık sahalar, bugün insanların toplandığı, çeşitli ekonomik faaliyetlerin sürdüğü bir mücevher saha haline gelmiştir.

İlçenin 2009 yılı toplam nüfusunun da 65.543 kişi olduğu anlaşılmaktadır.

(Bkz.)- İlçenin son nüfus bilgileri ile ilgili olarak kitabımızın, “2.Cilt-VII-SOSYAL, EKONOMİK VE KÜLTÜREL YAPI-18. SOSYAL GÜVENLİK, SOSYAL HİZMETLER VE SOSYAL YAŞAM-3-SOSYAL YAŞAM-c.Antalya İli Merkez ve İlçeleri Nüfus İstatistiği” bölümünden ayrıntılı olarak faydalanılabilir.

d.Turizm ve Antik Yerleşimler

Antalya Türkiye’nin en çok turist çeken illerinden biridir. Fakat Antalya’nın görülmesi gerekip de görülmemiş yerlerinden biri de Kumluca ilçesidir. İlçe sınırları içerisinde zengin tarihi eserler ve el değmemiş doğal güzellikleri ile pırıl bir denizi bulunmaktadır.

Foto 4: Kumluca-Mavikent Sahili
Foto 5: Kıyı Bandı Plaj ve Obalar
Foto 6: Karagöl Yaylası

Deniz, orman ve dağların bir renk uyumu içinde birleştiği Kumluca, eşsiz bir doğal güzelliğe sahiptir. Denizin maviliği, ormanların yeşilliği ile dağlar çok güzel bir manzara oluşturmaktadır. İlçe’nin en önemli kumsalları Kıyıbandı, Adrasan (Çavuş), Olimpos Koyu ve Kemer-Çıralı kumsalları olup; bunların Kıyıbandı uzunluğu 10 km. dir. Adrasan kumsalının boyu 2 km olup, şehir merkezine uzaklığı 24 km.dir. Kemer-Çıralı kumsalı ise 3 km boyunda ve Kumluca şehir merkezine uzaklığı 30 km.dir.

Adrasan, nefis koyu ve buradaki güzel bir kumsalı ile turizm potansiyelinin maksimum düzeye ulaştığı
mükemmel bir turizm alanıdır. Buradaki tarihi Olympos kenti ve güzel koy, hem geçmişe uzanmak isteyen sanat meraklılarına, hem de doğa güzelliklerini seyretmek, hem denize girip kumsalda uzanmak isteyenler için ender bulunacak yurt köşelerinden biridir. Tatil için gelenlerin konaklayabilecekleri biri 5 yıldızlı olmak üzere bakanlık işletme belgeli 1.104 yatak kapasiteli toplam 2 adet turizm tesisi mevcuttur (Bkz. Foto 4).

Yazın nemli ve sıcak havasından bunalan Kumlucalıların kaçarak nefes alabildiği nadir yerlerden biri
de şehir sınırları içinde yer alan obalar mahallesidir. Burası Kumluca şehrinin en önemli yazlık sayfiye merkezi konumundadır. Planlanması ile birlikte her türlü hizmeti Kumluca Belediyesi tarafından götürülen mahalleye adını da veren ahşaptan yapılan obalar (yazlıklar) son derece modern bir görünüme sahiptir (Bkz.Foto 5).

İlçe’de yaz aylarında turizm aktivitelerine sahne olan bir diğer merkez, yazlık ikinci konutların fazlalığı ile dikkatleri hemen kendine çeken Karaöz’dür. Denizi, kumu, güneşi ve doğa güzelliklerin dayanılmaz çekici­liği Karaöz’ü yaz aylarında hem yerli hem de yabancı turistlerin uğrak yeri haline getirmiştir.

Kumluca, gür ormanları, bol kaynak suları, do­ğal köy yaşantısı ile her geçen gün artan sıklıkla yer­li ve yabancı turistlerin daha fazla dikkatini çekmek­tedir. Kültürel ve doğal güzelliklerin içiçe yaşandığı bir mekân olan İlçe’de son yıllarda yayla turizmi oldukça gelişmektedir. Kumluca, Kemer ve Antalya’dan sahilin bunaltıcı sıcağından ve şehrin stresinden kaçan insan­lar serin ve bol oksijenli yaylalara bir iki aylığına git­mekte ve buralarda konaklamaktadırlar. Artık günü­müzde Kumluca yaylaları, yerli ve yabancı turistlerin de uğrak yeri olmuştur: Bu yaylalardan bazıları; Kara­göl yaylası, Altınyaka (Gödene) yaylası, Göllü yaylası, Kırkpınar yaylası, Söğütcuması yaylası, Beydağı yaylası (Bkz. Foto 6, 7) olarak sıralanabilir.

Alakır çayı vadisi boyunca çam ormanları içinde birbiri ardına sıralanan Rhodapolis, İdebessos, Akalis- sos ve Kitanaura antik kentleri bu güzel coğrafyanın geçmişine ışık tutmaktadırlar (Bkz. Foto 8).

(Bkz.) Kitabımızın 2.Cilt, “VII- SOSYAL, EKONO­MİK ve KÜLTÜREL YAPI-14.KÜLTÜR VE TURİZM-B.TARİ- Hİ YAPI-1. MÜZE VE ANTİK KENTLER” Bölümünden de ayrıntılı olarak inceleyebilirsiniz.

Foto7: Söğütcuması Yaylası, Kuzca

e. Konaklama

İlçeye ait Kültür ve Turizm Bakanlığı Belgeli ko­naklama tesisleri, (Bkz.) Kitabımızın 2.Cilt, “VII- SOS­YAL, EKONOMİK ve KÜLTÜREL YAPI-14.KÜLTÜR VE TURİZM-C.TURİZM-2.Belgeli Tesisler” Bölümünden ayrıntılı olarak incelenebilir.

KAYNAKÇA

ATALAY, İ., 2002, Türkiye’nin Ekolojik Bölgeleri, Or­man Bakanlığı Yayınları No:163, Meta Basımevi, İzmir.

DOĞANAY, H., 1997, Türkiye Beşeri Coğrafyası, M.E.B. Yayınları No: 2982, İstanbul.

DOĞANER, S., 2001, Türkiye Turizm Coğrafyası, Çantay Kitabevi, İstanbul.

SARI, C., 1998, Kumluca (Antalya) İlçesi’nin Coğ­rafyası, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yükse Lisans Tezi, ANKARA.

SARI, C., 2002, Kumluca’da Yetişen Sebzeler Ne­den Daha Kaliteli, Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakülte­si Bülteni, Yıl:2, S.:10, s.3, ANTALYA.

SARI, C., 2003, Batı Antalya (Beydağı) Yaylaları, .Antalya’nın Son Bin Yılı Sempozyumu, 19-21 Aralık 2003, Akdeniz Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma Merkezi Müdürlüğü Yayınları, s. 487­498, ANTALYA.

SARI, C., 2006, Türk Kültürünün Dünyaya Açılan Penceresi Antalya’da Kırsal Turizm Potansiyeli: Kuzca Köyü Örneği, III. Lisansüstü Turizm Öğrencileri Kong­resi Bildiriler Kitabı s. 718-733, 25-28 Mayıs 2006, ÇA­NAKKALE.

Foto 8: Radioroplis Antik Kenti, Sarıcasu

B- TARİH, KÜLTÜR , EKONOMİ ve MAHALLİ İDARE*

  1. Kumluca Tarihi

İğdir, Osmanlılar döneminde Teke Sancağına bağlı İğdir nahiyesi, İğdir ve İğdir Maa- Kardıç kazası, İğdir Maa-Kardıç nahiyesi olarak bilinen bölge kaba­ca, doğuda Antalya’nın batı köyleri, güneyde Akdeniz, batıda Alakır çayı, kuzeyde Elmalı ve Korkuteli ile çev­rilidir. Günümüzde bu saha içinde Kumluca ve Kemer adlarında iki ilçe bulunmaktadır.

2- İğdir

Osmanlı belgelerinde İğdir şeklinde geçen bo­yun adı ilk defa VIII. yüzyılın ortalarında Moğolistan’ın Tarbagatay dağlarının 2 km. güneyine Uygur Kaganı Moyun-Çor tarafından diktirilen Terhin Yazıtı’nın gü­ney kısmında “..İgdir bölük.” şeklinde geçmektedir. Kaynaklardan Oğuzların Üç-Oklar koluna mensup ol­duğunu öğrendiğimiz İğdir boyu, XVI. yüzyıl kayıtla­rına göre Anadolu’da ekinlik, köy, nahiye statülerinde olmak üzere toplam 43 adet birime yerleşmiş durum­dadır. Bu yerleşim birimlerinden en büyüğü ise Teke Sancağı’nın merkez kazası olan Antalya kazasına bağ­lı İğdir nahiyesi idi.

a.1. İğdir Boyunun Teke-Eli’ne Yerleşmeleri

1158 yılında Elmalı’nın kuzeyindeki Philetos müs­tahkem mevkiini düşüren Türkler, Hacımusalar=Elmalı (Khoma), Horzum=Gölhisar (Kibyra), Avlan (Podoli- ya), Dirmil (Balbura) ve İbecik (Bubon) çevresine yer­leşmeye başladılar. 1207 yılında Antalya’nın fethinden sonra şehir ve bölgenin mülki amir ve komutanlığı­na I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Borgulu (Uluborlu) me- likliğinden beri bölgeyi iyi tanıyan Mübarizeddin Er- tokuş atanmıştır. Bölgenin ilk mülki amir ve komuta­nı olan Mübarizeddin Ertokuş tarafından başta Kum­luca ve Kemer bölgesi olmak üzere Likya’nın doğu kıs­mına Oğuzların Üç-ok koluna mensup İğdir boyu yer­leştirilmiştir. Bundan sonra Antalya’nın batı bölgesine İğdir denmeye başlanmıştır.

a.2. Osmanlı Dönemi: İğdir Nahiyesi/Kazası

1393 yılında Teke-Eli’ni zapt eden Yıldırım Baye- zid, burayı önce oğlu İsa Çelebi’ye sonra ikinci oğlu Mustafa Çelebi’ye sancak olarak vermiştir.

Osmanlı arşiv belgelerinde ise XV. yüzyıldan iti­baren İğdir bölgesine ilişkin verileri görmek mümkün­dür. XVI. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Piri Reis Kitab-ı Bahriyesinde bölge hakkında ““ Şilden Burnu; büyük dağlardan gelep, denize inmiş, sarp kayalık bir li­mandır. Karşısında dört küçük ada vardır. Burna en ya­kın olan; sivri bir adadır. Ada ile burun arasına demirlenirse, 35 kulaç vardır. Fakat burnun yarım mil kadar poyraz tarafına demırlenirse; 60 kulaç su vardır. Poy­raz tarafında büyük bir ada daha vardır. Ada ile sahil arasında büyük parçalar (gemiler) geçer. Burası derin­dir. Adanın poyraz tarafında büyük bir bucak vardır. O bucak’ta bir incir ağacının dibinde bir kayığın su alma­sına elverişli küçük bir kaynak vardır. Yaz-kış suyu ek­sik olmaz. Önü de iyi yataktır. (Gemilere barınma yeri­dir). Adanın karayel tarafında; Anadolu kenarında, gün­doğusu poyraza karşı bir körfez vardır. Ecnebiler bura­ya: Venedik Limanı, Türklerse; Adirasan (Adrasan) derler. Limanın nişanı: iki tarafındaki dağlardır. Liman, uzaktan düz bir dere gibi görünür. Poyraz tarafında yumru bir burun vardır. Burun ucu; küçük bir taş adadır. O ada­yı karayel tarafından dolaştıktan sonra, Porto Ceneviz Limanı’na gelinir. Liman ağzı, yıldıza (kuzeye) karşıdır. Çok örtülü bir limandır, uzaktan gelirken belliolmaz.Deniz­den gelirken; Ceneviz Limanı nişanı bilinmek istenirse;

etraftaki büyük dağların altında, deniz kenarında iki siv­ri dağın tam altında, Porto Ceneviz vardır. Bunun yıldız tarafındaki Üç Ada’ya gitmek isterseniz; nişanı: Por­to Ceneviz’i anlattığımız vakit bildirilen sivri dağlardır. Bu sivri dağlar iyice görülüp, yıldız tarafına doğru gidi­lirse; üç küçük ada görünür. Bunlarla sahil arası derin­dir. Büyük gemiler geçer. Adaların yıldız tarafında Te- kirova vardır. Bu limanda Polya Poli denilen harap bir kale bulunur. Kalenin kıble tarafı, küçük gemiler için elve­rişli demir yerleridir. (Barınma yerleridir). Bu demir yerine bazıları: Altun Yaşmak derler. (Yaşmak: Başörtüsü). Şilden Burnundan 15 mil batı karayel yönünde harap bir du­rumda olan Finike Kalesi vardır. Finike ile Şilden Burnu arasında, Şilden’e daha yakın mesafede Karaöz Limanı vardır. Limana, karayel tarafından girilir. Bu limanın ni­şanı; yumru bir tepedir..” demektedir.

Kumluca-Rhodiapolis Antik Tiyatrosu

XVI. yüzyılın ikinci yarısında İğdir nahiyesinde 781 hanede 4000-4500 arasında nüfusun yaşadığını söy­leyebiliriz. İğdir bölgesinde bulunan İğdir Hisarı adlı iskan merkezi XVII. yüzyılda İğdir kazasının merkezi konumundadır. XVII. yüzyılda yaşayan ünlü Türk bil­gini Katip Çelebi, 1648 yılında yazmaya başladığı “Ci- hannüma” adlı eserinde Liva-i Teke’nin içinde İğdir’in de bulunduğu dokuz kazası ve Istanos adlı bir nahi­yesi olduğunu kaydeder. Katip Çelebi, doğrudan İğ­dir kazasını anlattığı kısımda ise “Antalya garbisinde bir merhale beş-on karyelü bir kazadır. Azim dağlar saib, dahi sengistandır. Deryaya karibdir. Yaylakları ve kışlak­ları vardır. Eyyam-ı sayfede küffar korkusundan dağlar­da olan karyelere göçerler. Binek dağlarında keçiboynu­zu çok olur. Dahi latif inciri ve üzümü olur. Eğneleri nadir vemmütaaleri kerestedir. Ekser halkı çulhadır” demek­tedir. Aynı yüzyılın (XVII.) ikinci yarısında Anadolu’yu dolaşan Evliya Çelebi’nin bölge adı olarak kullandığı­nı tahmin ettiğimiz İğdir’in “yolları sarp ve vacibü’s- seyr bir şehri olmamak ile ol semte azimet etmeyüp şark canibine altı saat sarp çengelistan yollar ve beller aşup” Evsaf-ı Kal’a-i Azrasan (Adrasan) ulaşmıştır. Adra- san adlı kaleye geldiği zaman çok yağmur yağdığı için fazla etrafı gözlemleyemediğini söyleyen Evliya Çe­lebi, bölge hakkında şunları söylemektedir. “Adrasan kalesinin serdarı ve kethüda yeri yoktur. Adrasan kale­si sarp yalçın kaya üzerine beşgen şeklinde küçük bir ka­ledir. Sarp kalenin kırk neferatı vardır. Yüksek ve iki kat­tan oluşan surun dış katı yer yer yıkılmış ise de iç kale çok sağlamdır. Kalenin aşağı varoşu toprak örtülü evlerden oluşan bir mahalledir; camii, hamamı ve hanı vardır. Ay­rıca limon ve turuncu boldur.”

Osmanlı kaynaklarında XIX. yüzyılın başlarından itibaren Kardıç adı “Kaza-i İğdir maa-Kardıç” , “Kaza-i İğdir nahiye-i Kardıç” şeklinde geçmeye başlamıştır.

Osmanlı Devletinde 1831 yılında yapılan ilk nü­fus sayımında Antalya ve bağlı kazaların sayım işlemi­ni Silahşorandan Hidayet Ağa yapmış olup, Kaza-i İğ­dir maa Kardıç’ta 1893 İslamın yaşadığını tespit etmiş­tir. Bu dönemde sadece erkek nüfusun yazıldığını dü­şünürsek İğdir kazasında 4000-5000 kişinin yaşadığı­nı tahmin edebiliriz.

1888 yılına ait 20 nolu Konya Vilayet Salnamesine göre Teke Sancağı’nın merkez kazası olan Antalya kaza­sına Istanos, Kızılkaya, Bucak, Millü, Beşkonak, İğdir maa Kardıç ve Serik nahiyeleri bağlı idi. İğdir maa Kardıç na­hiyesinin Müdürü Mehmet Ali Bey, Naibi Vehbi Bey, Ka­tibi İbrahim Efendi ve Vergi Katibi Halil Efendi idi.

Rumi 1308/1892 yılına ait Konya Vilayet Salna­mesine göre Antalya merkez kazaya bağlı olan İğdir maa Kardıç nahiyesinin 17 köyü, 887-901 hanesi, 2284 kadın ve 2381 erkek olmak üzere 4416 nüfusu, 43 dük­kan, 24 değirmen, 17 cami, 5 medrese, 20 İslam mek­tebi ve 118 çeşme ile sebili vardır. Nahiye bünyesin­de gayri Müslimlere ait mektep ve kilise yoktur. Ayrıca kütüphane, hükümet konağı, askeri debboy, belediye dairesi gibi kurumlar da görülmemektedir.

XX. Yüzyılın başlarında Antalya merkez kazaya bağlı İğdir maa Kardıç nahiyesinin Müdürü Haydar Ağa, Naibi Mehmet Efendi, Vergi Katibi Halil Efendi, Zabıta Katibi Emin Efendi idi. Nahiyede 15-17 köy ile 922 hanede 3136 nüfus yaşamakta olup, tamamı Müs- limdir. Ayrıca nahiyede bir hükümet dairesi, 13 camii ve mescit, 3 medrese, 10 mektep, 25 dükkan, bir fırın, 25 değirmen, 3 kahvehane mevcuttur.

Kumluca (Sarıkavak) ve Kuzca (Gödene) Nahi­yeleri 10 Temmuz 1914 tarihinde Padişah Mehmed Reşad’ın onayıyla yürürlüğe giren “Teke Sancağı’nın Mahsusat-ı Hazırasıyle Müstakil Livaya Tahvili Hakkın­da Kanunun” birinci maddesinde “Konya Vilayeti mül­hakatından Teke Sancağı mahsusat-ı hazırasıyle Müs­takil Liva haline ifrağ edilmiştir” denilmektedir. Bu çer­çevede Müstakil Teke Sancağı, 23 Temmuz 1914 tari­hinde yeniden idari açıdan yapılandırılmış ve Korku­teli, Finike ve Manavgat adlarında üç yeni kaza kurul­muştur. Yeni düzenleme ile İğdir maa Kardıç nahiyesi üçe ayrılıp, İğdir kısmında Antalya merkez kazaya bağ­lı Kemer nahiyesi ile Finike kazasına bağlı merkezi Sa­rıkavak olan Kumluca nahiyesi kuruldu. Kardıç kısmın­da Elmalı kazasına bağlı Gödene köyü merkez olmak üzere Kuzca nahiyesi (Gödene, Karaağaç,Gölcük) ku­ruldu. Finike kazasına bağlı ve merkezi Sarıkavak olan Kumluca nahiyesine Adrasan (Çavuşköy), Belen, Ya- zır, Çıralı Ulupınar, Yeniceköy, Hacıveliler, Savrun (Gü- zören), Sarıcasu, Ortakiz (Yenikışla), Salur ve Kakaz ka- vakdibi köyleri bağlı idi. Elmalı kazasına bağlı ve mer­kezi Gödene (Altınyaka) köyü olan Kuzca nahiyesine Karacaağaç, Gölcük, Karacaören, Kuzca ve Kırkdirek köyleri bağlı idi.

Finike kazasına bağlı olan Kumluca nahiyesinin merkezini oluşturan Sarıkavak köyü, XIX. yüzyılın baş­larında kurulmuştur. Kumluca ve Sarıkavak adları XV. yüzyıldan itibaren yer, mevki adı olarak Osmanlı bel­gelerinde kendini göstermektedir. Sarıkavak köyü sa­kinlerinin değirmencilik ve fırıncılık alanlarında mahir oldukları bilinir. Kumluca nahiyesinde genel olarak ke­reste ticareti, arıcılık, meyvecilik, demircilik, ağaç işleri ve hayvancılık yaygın olarak yapılmaktadır. Ayrıca XX. Yüzyılın ortalarına doğru Kumluca’da Finike Limanının etkisiyle olsa gerek her türlü mal bulunmakla beraber yaygın meslek olarak mefruşat ve terziliği görmekte­yiz. Kumluca bölgesinde üretilen ürünler yurt içi ve dı­şına Finike limanı vasıtasıyla gönderiliyordu.

b- Sarıkavak

Sarıkavak ismi, bölgenin idari literatüründe XV. yüzyılın başlarından beri iz vermektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde 581 no ile kayıtlı olan ve 1419 yılına ait Elmalı’da bulunan Nuh Çelebi İbn Hasan Bey Vakfı’nın gelir kaynakları arasında “Sarukavak denilen arz kıt’ası” kaydı önemli bir kayıttır. Sarıkavak köyünün adını 1289/1873 yılına ait Konya Vilayet Salnamesi’nde tespit ediyoruz. XIX. yüzyılın ikinci yarısında İğdir na­hiyesi aracılığıyla Elmalı kazasına bağlı olan Sarıkavak köyünde 48 hanede 110 nüfus yaşamaktaydı.

Alakır nehri ve Kumluca bölgesinde Tanzimat’tan sonra adalardan gelen Rumlar bazı iş sahalarında ça­lışmaya başladılar. Rumlar bugünkü Kumluca adlı yer­leşim yerinin beş km kadar kuzeydoğusunda Sarıka­vak adlı yerde yerleşmiş olmalıdırlar. Daha sonra kuru­lacak olan Kumluca’ya yerleşmişlerdir. Bölgeye yerle­şen Rumlar daha çok değirmencilik ve fırıncılık ile uğ­raşmakla birlikte, ticaret ve tarımla da meşgul oluyor­lardı.

c– Kumluca

Bölgede bulunan diğer köy isimlerinde olduğu gibi Kumluca adının da bir hayli eski olduğunu görü­yoruz. XVI. yüzyılın ikinci yarısına ait Teke Sancağı’nın Defter-i Evkaf-ı Liva-ı Teke adlı vakıf defterinde ge­çen “Vakf-ı Zaviye-i Şeyh Bey zemin-i Kumluca-Belen der sınur-ı Elmalı der Kaş” ve “Vakf-ı Zaviye-i Mehmed veled-i Savcı der Karye-i Dere kıt’atan iki dönüm yer kullanmaktadır” kaydı hem Kumluca’nın hem de Dere köyün tarihinin günümüzden yaklaşık beş yüz yıl geri gittiğinin açık kanıtıdır.

1567 yılı kaydına göre Elmalu-Kaş sınırında bulu­nan zemin-i Kumluca-Belen ismi XIX. yüzyılın sonların­dan itibaren bu günkü Kumluca bölgesinin genel adı­na verilmiştir.

XIX. yüzyılda bölgeyi dolaşan seyyahlardan öğ­rendiğimize göre bölgede yaşayan bir kısım göçer ev­liler kışlak olarak Corydalla ve Rhodiapolis’i kullanmış­lardır. XIX. yüzyılın sonlarında bugünkü Kumluca ku­rulup gelişmeye başlayınca Corydalla’daki halk yavaş yavaş Kumluca’ya gelmeye başladı. 1842 yılında böl­geye gelen Spratt ve Forbes ilk olarak Hacıveliler’e uğramış ve burayı “her hafta kurulan pazar için dikil­miş bir sıra kulübeden, Yörük çadırları ile bir demirci dükkanından oluşan küçük bir köydür. Düzlüğün yu­karısında ikiden üç yüz ayağa yükselen iki sivri kü­lah biçimindeki tepenin dibinde uzanır” şeklinde ta­rif etmiştir. Milli Mücadelenin kazanılmasından sonra Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi İğdir-Kardıç bölgesinde yaşayan Rumlar da ülkeyi terk ettiler. Do­layısıyla bölgede yaylak ve kışlak olarak yaşayan halk, Cumhuriyet döneminde Kumluca ve çevresine yoğun olarak yerleşmeye başladılar. Bölgenin Müslüman sa­kinleri tarımın yanında daha çok hayvancılık ile uğraş­makta idiler. Yine 1958 yılında İngiliz Yazar-Seyyah Freya Stark Kumluca hakkında şöyle “Kumluca’nın arkasına düşen tepenin eteğine ulaşmak; bir buçuk saatimizi aldı. Uzun süre çam ağaçlarının gölgesinde, harikulade manza­ra içinde yol alırken; Kumluca’da bir minare uzaktan gö­ründü. Dağın eteğinde, Kumluca’ya ulaşıncaya kadar birkaç köy gördük. İlk köyün girişinde, hemen yol kenarında Roma devrine ait olduğunu sandığım bir değirmen taşı vardır. Belki de bu, yarı yarıya gömülmüş bir sütundu. Bir süre sonra Kumluca’ya ulaştık. Kumluca, şimdiye kadar gördüğüm yerlere pek benzemiyordu. Buraya yeni evler, dükkanlar inşa ediliyordu. Uzunca bir caddenin sağında- solunda birçok ev ve dükkan vardı. Dükkanlardaki mal­ların çeşitliliği bizi bir hayli şaşırttı. Lambalar, cam eşya­lar, çaydanlıklar, ipler, kauçuk hortum, çeşitli tarım alet­leri, renkli iplikler, çoraplar, düğmeler, top top kumaşlar hemen gözüme çarpıveren şeyler arasında. Buradaki ku­maş bolluğunu, şimdiye kadar gezdiğim hiçbir yerde gör­medim. İnsan; acaba burası kumaş alnıp-satılan bir mer­kez mi? diye düşünmekten kendini alamıyor. Hele, terzi­ler! Bu kadar çok terzi, başka nerede bulunabilir? Esna­fın % 80’inin terzi olduğu küçük bir kasaba düşünebiliyor musunuz? O gün, Kumluca’dan bırakmadılar. Biz de ertesi gün yola çıkmak üzere, misafirperver Kumlucalılara teşek­kür ederek, sevimli otellerinde bir gece kaldık…” demektedir.

2- Tarım ve Ekonomik yapı

İlçenin kuruluş tarihinde ekonomisi hububat, hay­vancılık ve az miktarda da meyvecilik gelirlerine da­yanmakta iken daha sonraki yıllarda Antbirlik* kurulu­şu ile bu alanlara pamuk ekimi yayılmıştır. 1960’lı yıl­lardan sonra narenciye tarımı, plastiğin 1970’li yıllar­dan itibaren örtü materyali olarak kullanılması ile örtü altı tarımı hızla yayılmış olup, seracılık önemli gelir kay­naklarına dönüşmüştür. İlçenin en önemli gelir kayna­ğı örtü altı tarımı (seracılık) ve narenciye üretimidir.

*(Bkz.)- Kitabımızın 2. Cildi, /.Bölümündeki “VII- 10.TARIM- G-ANTBİRLİK-ANTALYA PAMUK VE NAREN­CİYE TARIM SATIŞ KOOPERATİFLERİ BİRLİĞİ” konulu ya­zıdan ayrıntılı olarak incelenebilir.

Kumluca İlçesi Akdeniz iklimi (yazları sıcak ve ku­rak, kışları ılık ve yağışlı) içinde nitelendirilmekte ise de meteorolojik yönden üç değişik iklim tipi göze çar­par. Sahil ve yayla kesimi arasında iklim ve bitki örtü­sü bakımından farklılık görülür. Sahil kesimi örtü altı tarımı ve narenciye tarımı yapılmasına uygundur. Yay­la kesiminde ise (Rakımın 800 m üzerinde olan yerler) elma armut gibi muhtelif meyve türleri yetişir.

Kumluca İlçemizin toplam yüzölçümü 125.000 hektardır. Bu alanın %13,6 ile 170.000 dekarı tarım ara­zisi % 6.2 ile 77.760 dekarı çayır-mer’a % 48 ile 600.490 dekarı orman ve fundalıklar, % 0.4 ile 5040 dekarı su yüzeyi % 31.8 ile 396.710 dekarı tarım dışı alanlar ve yerleşim alanları oluşturmaktadır.

Arazilerinin Dağılımı(Dekar).

Tarım Alanı170.000
Cayır Mer’a Alanı77.760
Orman ve Fundalık600.490
Su Yüzeyi5.040
Tarım Dışı Alan396.710
TOPLAM1.250.000

İLÇENİN ARAZİ DAĞILIMI

a. Tarımsal Potansiyel ve Tarıma Dayalı Sanayi

İlçede sebze fidesi yetiştiriciliği yapan 8 adet büyük kapasiteli firma mevcuttur. Bu firmalar otomatik maki­nelerle sağlıklı, kalite ve kontrollü fide üretimi yapmaktadırlar. 2005 yılında 57 milyon adet hazır fideyi üreticinin hizmetine sunmuşlardır.

Kumluca ilçesinde sebze fidesi üretimi yapan kuruluşlar ve üretim alanları ile üretim miktarları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Firma AdıÜretim alanı (da)Kapasite AdetGerçekleşen kapasite Adet
Agro Fide10.628.000.00018.000.000
Bars Fide11.540.000.00022.000.000
Maki Fide17.020.000.00025.000.000
Sarıkavak Fide17.025.000.00016.450.000
Altın Fide14.020.000.00018.260.000
Arı Fide5.03.000.0002.000.000
Efe Fide15.025.000.00020.000.000
Zirve Fide10.268.000.000127.817.000

İlçede 24 köy 4 belde mevcut olup, 11 adet tarımsal amaçlı kooperatif ile 4 adet tarım kredi kooperatifi mev­cuttur.

İlçede çiftçilerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere 8 adet ana gübre bayii bulunmaktadır. Bunun yanında 8 adet zirai mücadele alet ve makineleri satışı yapan bayii bulunmaktadır. 2 adet zirai mücadele ilaçları toptancılığı yapan bayii bulunmakta. Ayrıca 95 adet zirai ilaç bayii, 44 adet tohum bayii, 12 adet de yem bayii bulunmaktadır.

b. Kumluca’nın Tarım Alanları ve Dağılımı

Üretim AlanıÜretim Alanı Miktarı (da)
Tarla Bitkileri58.130
Narenciye34.380
Sebze(Açıkta )3.600
Sebze (Örtü altı)36.950 (İkinci ekiliş 18.000;Toplam 54.950)
Bağ2.500
Örtü altı Bağ100
Meyvecilik5.310
Tarıma Elverişli olup Tarım Yapılmayan29.120
TOPLAM170.000

Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere ilçe­de polikültür tarım yapılmaktadır. İlçeyi tarımsal üre­tim açısından güneyde Akdeniz kuzeyinde Toros dağ­larına doğru gidildikçe rakımın birden bire yükselme­si nedeni ile üç ana bölgeye ayırmamız mümkündür. Buna göre deniz seviyesinden rakımın 300 m yüksek­liğe kadar arada kalan ova ki, buraya halk arasında Fi­nike çukuru da denmektedir. Bu alanlarda iklim ve ara­zi koşulları özellikle seracılık ve narenciye tarımının ya­pılmasına müsaittir. Toroslara doğru çıktıkça rakımın 300 m ile 600 m arasında kalan geçit bölgesi yani ik­lim olarak ne tam karasal iklimi nede Akdeniz iklimi­ni yansıtmayan bölge ki buraya da Alakır havzası den­mektedir. Bu bölge iklim koşulları nedeni ile hububat, nar, zeytin ve kısım kısım açıkta sebze, sera ve naren­ciye tarımı yapılmaktadır. Toroslara çıkıldıkça rakımın 700 m üzerine çıkması ile oluşan bölge ve bu bölgede de karasal iklimin hakim olması nedeniyle; hububat, kiraz, elma, ceviz, fasulye (kuru) gibi tarımsal ürünler yetiştirilmektedir.

Tablo üzerinde de görüldüğü gibi ilçede tarıma elverişli olup ta kullanılmayan 31.790 dekar arazi mev­cuttur. Arazilerin meyilli ve toprak işlemenin zor olma­sı nedeni ile rakımı yüksek olan köylerde genç nüfu­sun ova köylere sera ortakçılığı ve kiracılığı için gelme­leri, yine genç nüfusun Kemer ilçesine ve Antalya’ya tatil köyleri ve otellere çalışmak için gitmeleri bu ara­zilerin işlenmemesine neden olmaktadır.

c. İlçenin Toplam Meyve Üretimi

Meyve AdıÜretim Alanı (da)Üretim Miktarı(ton)Kg Fiyatı YTLToplam Üretim Değeri YTL
ArmutDağınık Şekil370,5018500
Ayva50330,5016500
Elma211433920,401356800
Erik10242,0048000
Kiraz40551,5082500
Ceviz201355,0067500
Nar30002880005,501584000
ÜzümD Şekilde62.50,7546875
G TOPLAM   3220675

Bölgemizin meyve ürün deseni, alanları, üretim miktarı ve elde edilen reel gelirleri yukarıdaki tabloda gösterilmiştir Nar dışında kalan ve İlçemizde üretilen meyveler ve zeytin bölgesel pazara sunulmakta ve burada tüketilmektedir.

d. Kumluca İlçesindeki Zeytin Üretimi

Zeytin ÜretimiÜretim Alanı(da)Üretim Miktarı(Ton)Ürün Fiyatı(Kg- YTL)ToplamÜretim Değeri YTL
Yağlık14001402,50350.000
Sofralık14101412,50352.500
G.TOPLAM28102812,50702.500
Wasington Portakalı-(Foto:A.Kerim ATILGAN)
Meyve AdıÜretim Alanı (da)Üretim Miktarı (Ton)Ürün Fiyatı YTLToplam Üretim Değeri YTL
Limon52013000,25325.000
Portakal326801147060,3540.147.100
Mandalina52017550,40702.000
Altıntop6608750,25218.750
G.TOPLAM34380122.443 41.392.850

e. Narenciye Üretimi

İlçede örtü altı yetiştiricilikten sonra en büyük üretim alanına ve ekonomik değere sahip ürün naren­ciyedir. Yetiştirilen ürünler çoğunlukla götürü usulü ile bahçelerde satılmaktadır. Bu üretim sonucunda ilçe­de 41,4 trilyonluk bir gelir elde edilmektedir. Üretilen ürünler ilçemizde bulunan mumlama ve paketleme tesislerinde işlenerek iç ve dış pazara sunulmaktadır.

f. Örtü altı tarımı

İlçede örtü altı tarımı önemli bir yer kaplamakta ve bu alanlar her geçen gün artmaktadır. Örtülü alan­ların % 30’luk bölümünde yılda iki defa ekiliş yapıl­maktadır. Örtü altı alanları aşağıdaki tabloda görül­mektedir. İlçe merkezi dahil 19 köyde 12.500 aile örtü altı tarımı ile geçimlerini sağlamaktadır.

TesislerAlan (da)
Cam Sera6.740
Plastik Sera30.030
Toplam Örtü Altı Alanları36.130

İlçedeki sera alanı 36.130 da. a ulaşarak ilimizde­ki toplam sera alanlarının % 25’ini teşkil etmektedir. 1988 yılında 54 milyar, 1999 yılında 23 trilyon olan se­racılık geliri 2004 yılında 431 trilyona ulaşmıştır. Yakla­şık olarak tarımsal gelirin %86’sı seracılıktan karşılan­maktadır.

Bölgede üretilen örtü altı ürünlerin İlçemizde bu­lunan 4 adet toptancı halinde işlenerek iç ve dış paza­ra satışı yapılmaktadır. Türkiye örtü altı üretiminin % 27’si ilçemiz seralarından karşılanmaktadır.

İlçemiz genelinde gerek kendi ihtiyaçlarını karşı­lamak amacı ile gerekse ihtiyaç fazlasını halk pazarla­rında satmak amacı ile açıkta sebze yetiştiriciliği yapıl­maktadır.

f.1. Kumluca İlçesi Örtü Altı Tarım Üretimi (2007)

Foto: Çiçekten Bala

g. Arıcılık ve Bal Üretimi

g.1. Kumluca İlçesi Bal Üretim Cetveli

Üretici Sayısı AdetKovan Sayısı AdetBal Miktarı kgBirim Fiyatı YTLTOPLAM
57340537.4558299.640,00
Likya Tipi Arı Kovanı-(Karakovan)
Foto: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alabal%C4%B1k(23/07/2009)

Ülkemizde gezginci arıcılık yapan üreticiler kış aylarında ilçemize kışlamaya gelmekte, bahar sağımını
yaptıktan sonra bölgemizden ayrılmaktadır. Tabloda gösterilen bal üretimine gezginci arıcılık yapan üreticiler dahil edilmemiştir. Yani ilçemizde ikamet eden yaz aylarında arı kovanlarını yaylaya çıkartan sadece ilçemiz arıcılarına ait üretim gösterilmiştir.

h. Alabalık Yetiştiriciliği

İlçemizde üretim yapan 3 adet balıkçılık işletme­si bulunmakta bu işletmelerde de yıllık toplam 55 ton alabalık üretimi yapılmaktadır. Buradan da yaklaşık 275.000.00 TL reel gelir elde edilmektedir.

i. Hayvancılık

İlçemiz hayvancılığı son yıllarda örtü altı tarımın gelir­lerinin yükselmesine ve yem girdilerinde görülen artışa bağlı olarak giderek azalmak­ta işletmeler küçük aile işlet­meciliği şekline dönüşmekte bunun neticesi olarak da hay­van sayısında gözle görülür bir düşüş yaşanmaktadır. 2000 yılı verilerine göre büyük baş hayvan sayımız ilçe genelinde 3.620 adet, küçükbaş hayvan mevcudu ise yine 2000 yılı ve­rilerine göre 20.500 adet iken; bu sayılar 2005 yılında azal­mıştır.

2005 yılı içerisinde İlçe Ta­rım Müdürlüğünün yapmış ol­duğu ön soy kütüğü çalışma­ları neticesinde tekrar tespit edilmiştir. Yapılan bu kayıtlar neticesinde ilçemizdeki hay­van mevcutları köylere göre tabloda gösterilmiştir.

2005 yılında 50 adet koyundan 1250 kg, 686 adet kuzudan 11.148 kg, 928 kıl keçisinden 16.704 kg, 901 oğlaktan 14.416 kg, 874 adet sığırdan 157.770 toplam­da 3439 büyük ve küçük baş hayvandan 201.288 kg kırmızı et elde edilmiştir. Üretim değeri 1.409.016,00 YTL elde edilmiştir.

Yayla’da Koyunlar-(Foto:H.İbrahim ÖLMEZ)

j. İlçede Denizcilik ve Deniz Mahsulleri Üretimi

İlçemizin güneyi ve güney doğu sınırları Akdeniz ile çevrili olması dolayısı ile denizde balık avcılığı da ya­pılmaktadır. Ancak balık avcılığı yeterince yapılmamak­ta bu nedenle ilçemizin denizlerinden yeterince fay­dalanamamaktadır. İlçemizde balıkçılık ticari anlamda yapılmamakta sadece aile işletmeciliği şeklinde yapıl­maktadır. İlçemizde 24 adet ruhsatlı balıkçı teknesi bu­lunmakta, ayrıca İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından veri­len 118 adet de amatör balıkçılık belgesi ile avcılık ya­pan şahıslar bulunmaktadır.

Balık avcılığı neticesinde ilçemizde 2005 yılı içeri­sinde 45.900 kg balık avlanmış bundan da 344.250.00 YTL gelir elde edilmiştir.

3. Kültür

  1. Halk Kültürü (Geçiş Dönemleri) (Yöre Hal­kının 40-50 Yıl Öncesindeki Yaşam Biçimi)

a- Doğum

Eskiden köylerde ebe, hemşire ve sağlık memu­ru bulunmazdı. Hiç aracın olmadığı zamanlarda ula­şım ve taşıma işleri ancak hayvanlarla sağlanıyordu. Bu nedenlerle doğum yapacak kadınlarımız becerik­li, cesaretli ve tecrübeli diğer kadınların yardımlarıyla doğum yapardı. Başka yörelerde de olduğu gibi yeni doğan bebeğin sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okuyup ismini söylerlerdi. Geçmiş olsuna gelen kadın­lar bebeğe, “Allah analı babalı büyütsün, Allah hayır­lı gursak versin, Cenabı Allah sağlıklı ve sıhhatle büyüt­sün, kocaman adam olsun, ömrü uzun düğünü güzün olsun gibi dileklerde bulunurlardı. Zamanın şartlarına göre de anneye çorba, yemek getirirlerdi. Bebeğe par­ça bez veya bezden dikilmiş üst ve alt giyecek, havlu mendil ya da küçük miktarlarda para hediye ederlerdi.

b- Sünnet

Köylerde doktor, sağlık memuru yok. Ancak ge­zici sünnetçiler vardı. En meşhur sünnetçilerden birisi “Çuldum” biri de “Süslü” lakaplı sünnetçilerdi. “Sünnet­çi geliyor” denildi mi bütün çocuklar kaçışırdı. Sünnet­çinin geldiği mahallede 6-8, 10-12 yaşlarındaki bütün erkek çocuklar çağrılır, kaçanlar yakalanır bir köşede sünnet ettirilirdi. Uyuşturma yok, dikiş yoktu. Bir kişi çocuğu kucaklar sünnetçi kesim işini yapar, kurutu­cu diye toz ekip geçerdi. Yaralı çocuklar bir hafta – on gün, kesilen yer mikrop kapar yara olur, azarsa 15 gün gibi zamanlarda iyileşir giderdi. Sünnet olan çocukla­ra yakınları, büyükleri tabak, tencere, tas, tava ve para gibi hediyeler verirlerdi.

c- Askerlik

Askerlik çağına gelmiş gençler 19 yaşında mua­yene olurlar, 20 yaşında askere alınırlardı. Askere gi­decek gençler için mevlitler okutulur, dualar yapılır, yemek verilirdi. Bunu her aile yapmaya çalışırdı. Daha eski zamanlarda askere gidecek kişi için yufka ekme­ği pişirilir, kurumuş ekmek ufalanarak bir torbaya dol­durulur yola çıkarken yanında götürmesi sağlanır­mış. 1940’lı yıllarında, seferberlikte 4 yıl (48 ay) asker­lik yapmışlar. Daha sonraki yıllarda 36 ay, 24 ay, 20 ay derken şimdi 16 aya kadar düşmüş durumda. 1940’lar- da, 1950’lerde askere yürüyerek, Finike’den vapurlarla, yaya veya atlı olarak iç bölgelere başka illere ulaşan­lar trenlerle gidilebiliyordu. Örneğin Çayiçi Köyünden Hamit CEYLAN 1954 yılında, yürüyerek Finike’ye varı­yor. Sülüsü alıp bakıyor ki askerlik Van’a çıkmış. Araş­tırıyor gidilecek yolu ve tanıdık kişileri. Hatay’dan ileri gidecek hiç tanıdık yok. “Askerlik bu, yola devam” der ve 7 günde vapurla Mersin’e ulaşır. Mersin’den trenle 3 gün 3 gecede Van’a ulaşır. O günlere ait kısa bir as­ker anısı da aktaralım. Karacaören köyünden Hüseyin YARBAŞ, 1946 yılında Adapazarı’nda 4 yıllık askerliği­ni tamamlar. Tümen Komutanı veda konuşması yapar: “Evlatlarım, biliyorum uzun süre anadan babadan eş ve dostlarınızdan ayrı kaldınız. Doğanlarınız oldu, kay­bolanlarınız oldu. Fakat bu vatan sizlerle gurur duyar, sîzlerle ayakta duruyor…” Bu duygulu konuşmanın et­kisiyle, Hüseyin YARBAŞ arkadaşlarına dönerek “Biraz daha kalalım arkadaşlar!” demiştir. Atalarımız vatanı­mıza milletimize işte bu duygularla sahip çıkmışlar.

Askerlik dönüşü gelenleri müjde edenlere oğ­lak, kuzu, çebiç ve para gibi hediyeler verilirdi. Aske­ri gelen ailesi ve akrabaları havaya tüfek sıkarak aske­rini karşılar, mutluluğunu ve gururunu dile getirmeye çalışırlardı. Bazen asker karşılamasında fazla tüfek sık­ma konusunda iddialaşırlardı. 70-80 defa tüfek sıkıl­mış asker karşılamasından bile bahsedilir.

d- Kız İsteme

Bölgemizde daha çok görücü usulü adı verilen yöntemle evlilikler başlar. Aileler evlendirecekleri oğ­lanları için beğenmiş oldukları kızları oğlan görme­mişse göstermeye çalışırlar. Oğlan beğendiği ve ko­nuştuğu bir kız varsa ailesine “bana          amcanın kı­

zını isteyin veya falan kızı bana isteyiverin” derdi. Aile ile oğlan arasında uyum sağlanmışsa kız evine haber verilir, çevrenin büyükleriyle kız evine kız istemeye gi­dilirdi. Bunun için genellikle perşembe akşamları ter­cih edilirdi. Kız istemeye gidenlerden en ileri gele­ni, (dede, amca, imam, öğretmen vb.) sohbet sırasın­da sözü uygun hale getirir “biz hayırlı bir iş için gel­dik, tabiî ki kader de ne varsa o olur amma, Allahın emri Peygamber’in gavliyle kızınız       ’yi, oğlumuz                 ’e mahal gördük, uygun gördük sizler de uygun görüp yardımcı olursanız bu işi gerçekleştirmek istiyo­ruz” diyerek düşünceleri sunar. Kız evi de “sağ olun, var olun bizi insan yerine koyup değer verip gelmişsiniz, biz de kendi aramızda düşünelim, konuşalım yine gö­rüşürüz” der ayrılırlar. Birkaç sefer gidilip gelindikten sonra olumlu veya olumsuz cevap alınır. Olumlu ce­vap alınınca altın işi konuşulur, muamele (nikah) günü kararlaştırılırdı. Malum ya kazaya (Kumluca’ya) gide­cek araç mı var, atlarla muameleye gidilirdi. Aileler ara­sında bir yüzük takılır, düğün zamanı konuşulurdu.

e- Düğün

Düğün zamanı yaklaştıkça, kız evinde “yazgı”, yatak-yorgan mutfak eşyaları hazırlanmaya çalışı­lır. Oğlan tarafı da yapabildiyse ev, barınak ve maddi durumunu ayarlamaya çalışır. Düğünden birkaç gün önce “oku” ya da “okuluk” adı verilen düğüne davet etme eşyaları, takı malzemeleri ve urba (giyim eşyası) almaya gidilirdi. Düğüne, oku (davet eşyası: kibrit, bar­dak, tek sigara, mendil; yakınlara gömlek, atlet, giysi- lik kumaş gibi şeyler) işi ile başlanır, oku bütün köye ve çevre köylere yollanır. Oku, daha eski zamanlarda küçük bir bez parçası idi (Cep veya bir kese dikilebi- lecek vaziyette). Sonradan bir tek sigara, kibrit, men­dil, bardak oluştu. Düğünler bir hafta sürerdi. Cumar­tesi günü develerle değirmene (3-4 yük) un öğütme­ye gidilirdi. Kız evine düğünde yetecek kadar un, ye­meklik kuru fasulye, nohut, bulgur, keşkeklik buğday, salça, toz biber, tuz vs. ile kesilecek davar (keçi, koyun vs) götürülürdü. Pazar günü yine eksikler tamamlanır develerle bol miktarda odun iletilir, gece gidecek mi­safirler için çıra hazırlanırdı. Pazartesi günü davul gelir oğlan evine vurmaya başlardı. Salı günü “oğlan kınası” adı verilen oğlan evinde akşam eğlence yapılırdı. Gece yarılarına kadar meydanda kalın kütüklerden yakılmış ateş etrafında muhabbetler yapılır, davul eşliğinde oyunlar oynanır, silah sesleri devam ederdi. Çarşam­ba günü kız kınası olurdu. O gün akşam oğlan evinin yakınlarının da katılımıyla bütün davetliler ile birlikte yine meydana yakılmış ateş etrafında erkekler eğlen­ce yapardı. Kadınlar da evde veya kadınlar için ayar­lanmış eğlence yerinde eğlenirlerdi. Kadınların çalgısı “delbek”ti. Eğlencelerde kadınlar olsun erkekler olsun oyun alanları boş kalmazdı, sırayla oynanırdı. Düğün­lerde oyun havaları olarak, “Harmandalı, Sarı Zeybek, Sepetçioğlu, Alyazmam, Muğla Zeybeği, Ferayi, Ağır Zeybek, Koca Oğlan Zeybeği, Ötme Dukkuk, Yörük Gi­der Yaylasına, Mor Koyun, Halkalışeker, Fasulyenin Ki­losu, Çiftetelli, Fidayda, Misket, Yüksek Yüksek Tepele­re Ev Kurmasınlar, Çayırda Buldum Seni, Yayla Yolları, Kezban Yenge, Kız Meryem, Dere Geliyor Dere, Mete­lik, Barut Dumanı, Lingo Lingo Şişeler, Çöz De Al, Kon­yalı, Oy Bahçenize Ben Giremedim, Yumurtanın Kulpu Yok” gibi türkü ve havalara oynanırdı. Oyunlar tek kişi, ikişerli, üçerli veya gruplu olabilir.

1951 Düğün Alayı-(Ciple Gelin Alması)

Davul zurna çalıp oynaşmalar devam ederken çevreden birkaç silah sesi duyulur, bir anda sessiz­lik oluşurdu. Birkaç silah sesi daha patlar, davul zur­na ekibi o yöne doğru karşılamaya giderdi. Misafirleri karşılayıp düğün alanına dönerler, şapkalı, belleri ku­şaklı, pala bıyıklı, omuzları tüfekli, elleri sopalı iki efe yanlarında iki tane kız ( kadın elbisesi giydirilmiş erkek ) meydana gelip kaytarırlardı. Bu köyün muhtarı yok mu? diye bağırırlar, bir kişi muhtar olarak ortaya çıkarı­lır, tanışılırdı. Efe, muhtara; biz Aydın’dan gelip Ardın’a gidiyoruz, yola düştük omzumuzda tüfek, elimizde saz ile, ince belden aştık yanımızda iki ince belli kız ile. Biz buralarda barınıp yaşayabilmemiz için başımıza bir hal gelmeyeceğine dair senet yazıvereceksin derler. Muhtar da bir kağıt parçası bulur efeye yapıvereyim senet der. Başlar yazmaya ve yüksek sesle okur, “köy­lülerim dokunmayın efelere, misafir gelmiş iki gane- re, kızlara iyi davranın, efeleri oturtun ayakta koyma­yın” gibi muhabbetli güldürücü, argolu tekerlemelerle senedini yazar. Efeler muhtar böyle senet mi olur der, ara sıra sopayı patlatıverirler. Neyse anlaşırlar. Efeler suskun duran çalgıcılara dönüp “çalın bakalım” der­ler, onlar da “biz parasız çalmayız” derler. “Kaça çalar­sınız?” “ 99 kuruşa”, “88 kuruş vereceğiz” derler, bunlar­la da anlaşırlar. Efelerle kızlar oynamaya başlar, etraf- takilerden oyuna çıkanlar olur. Kızlara yaklaşan oldu mu sopayı yerler, bağırarak dolanıverirler. Kızlar, efeler yorulmuştur. Dinlenmek için kenara çekilirler. Çalgıcı­lar da bunu fırsat bilip sigara molası yaparlar. Az son­ra başka bir yerden silah sesleri patlar. Çalgıcılar he­men o tarafa doğru karşılama havasıyla harekete ge­çerler. Alıp gelirler ki başları kara keçe fesli, sakal bı­yık karışık, değişik tip ve kılıklarda kara yüzlü iki Arap; ellerinde sopalar kaba saba davranışlarda bulunurlar. “Burası nedir? Ne oluyor burada, bu millet saman ime­cesi mi? sorar sual eder başlarlar çaldırıp oynamaya. Muhabbet devam ederken, efeler çıkar ortaya arala­rında bir kavga, patırtı, kütürtü, sopalarla ateşle bir­birlerine saldırırken, çan sesleriyle bembeyaz bir var­lık çıkar gelir, meydanı bir dolanır. Bu şeytandır, orta­da ne arap kalır ne efe; her şey durulur. Şeytan da kay­bolur gider. Efeler kızlarla yavaşça ortaya çıkar tekrar oynaşmaya başlarlar. Bu arada Araplar gelip kızları ka­çırırlar. Efeler, kız aramaya çıkarlar. Araplarla kavuşur­lar, başlarlar dövüşmeye. Şeytan şangırtı, tangırtı,(çan) sesleriyle bir dalar aralarına ortada kimse kalmamıştır. Bağrışmalar, gülüşmeler silah sesleri duyulur. Bir baş­ka bölümde, aksakallı bir dede eşeğine binmiş, eli asa­lı peştamallı, nine de eşeği çekiyor, geliyorlar oyun ala­nına. Halkı görünce selam verip sohbete dalarlar de­veleri yitirmişler, deve arıyorlardır. Dede sohbet eder­ken nine deve aramaya devam eder. Bir düğüne rast­ladığını anlayınca başlar oynamaya. Kendini kaptırmış develeri bile unutmuştur. Bu sefer dede, “deve meve derken karıyı yitirdik arkadaşlar” der, o da kocakarıyı aramaya çıkar. Davul sesine gelir ne görsün ki koca­karı oynayıp durur. Eşekten iner, “ulan ben seni deve aramaya göndermedim mi? Hani develeri buldun mu, sen delirdin mi, bu ne haldir?” diyerek karısına dayak atar. Yine biner eşeğine, çektirir nineye, devam ederler deve aramaya. Bu eğlenceler muhabbetler gece yarı­sına kadar gürül gürül yanan kalın odunların, ateşin çevresinde devam eder.

Kadınların eğlencesinden sonra da gelinin arka­daşları tarafından eline ve ayaklarına kına yakılır, ken­di aralarındaki türkü ve oyunlarla o gece tamamlan­mış olurdu. Perşembe günü saat 09-10 gibi oğlan evi davul zurna ve silah sesleriyle gelin almaya kız evine giderlerdi. Kız evine varılır, gelin ve damadın babaları ve iki şahit huzurunda imam nikahı yapılır. Gelinin ha­zırlığı sürerken eşyaları da (sandık, yatak, elbise çuvalı vs.) develere sarılırdı. Eşyaları vermiyoruz diyerek üze­rine oturan gençlere bahşiş ve hediyeler verilirdi. Ge­lin hazırlanıp evden çıkarken kapı kapatılır, ergen diye tabir edilen düğün boyunca kız evine yardımcı olmuş gençler, ergenlik (bahşiş) isterler. Onlara bir miktar para verilerek gönülleri alınır. Gelin ata bindirilip yürü­yerek davul zurna ve silah sesleri eşliğinde oğlan evi­ne gelinirdi. Oğlan evine gelinince uygun bir yerde ödüle gitme (koşu) düzenlenirdi. Koşuda önde gidip yastığı alan kişi damattan hediye alırdı. Evin önüne va­rılır, gelin attan inmeden “indirmelik” merasimi yapılır­dı. Anne babadan başlayarak herkes gönlünden kop- tuğunca para ve eşya hediye ederdi, bağışlanan şeyle­ri de sesi yüksek çıkan biri yüksek sesle söylerdi. Gelin attan indirilir. Evin kapısı önündeki kapalı saç üzerin­de bulunan içi su dolu ibrik (ırbık) tekmelettirilir. Ka­pının kenarına kasaya mıh (çivi) çaktırırlar evde çakı­lı kalsın evine sağlam bağlansın diye. Kapının kena­rına yağ-bal sürdürürler tatlı dilli, uyumlu olsun diye. Koyun postuna bastırırlar koyun gibi uysal olsun diye. Bundan sonra da gelin eve alınır. Damat gelinin du­vağını açar geline yüz görümlüğü hediyesini verir. Ak­şam da yemekten sonra dua edilir. Eğer imam nikahı yapılmamışsa nikah kıyılır, gelin-damat evine yerleş­tirilirdi. Cuma günü de kadınlar arasında yüz düğünü yapılır. Erkekler Cuma’ya, Cuma namazına ve pazara gitmişlerdir. Kadınlar kendi aralarında eğlenirler. Del- bek ( bir çeşit def) eşliğinde haftanın, düğünün yor­gunluğunu atmaya çalışırlardı. İşte böylece düğünler bir hafta sürerdi.

(Bkz.) Halk Kültürü ile ilgili olarak kitabımızın “2.Cilt-VIII.KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİ HAYAT-I.KÜLTÜR HAYATI-1.HALK KÜLTÜRÜ” bölümünden de faydalana­bilirsiniz.

2- Geleneksel Kumluca Mutfağı

Kumluca ve çevresinde, ülkemizde bilinen yemek çeşitlerinin hemen her çeşidi yapılmakla birlikte seb­ze ağırlıklı yemeklerin daha çok olduğu görülmekte­dir. Bölge halkımızın göçebe hayat tarzı, yöremize has belirgin bir yemek çeşidinin oluşumuna pek izin ver­memiştir. Geleneksel yemeklerimiz; köylerimize, yay­lalarımıza ve alışkanlıklarımıza göre farklılıklar göste­rir. Bunlardan bazılarını aşağıda tanıtmak istiyoruz.

Yöremizin en önemli geleneksel etli yemeği To­pak Kızartma’dır. Kış günlerinde buğday, mısır, nohut ve fasulyeden yapılan Kölle; hamuru mısır unundan, eti de lökeşe adlı kuş veya tavuk etinden hazırlanan Arabaşı (Arap Aşı) çorbası; genellikle düğün ve mevlit gibi toplu yemeklerde buğdaydan yapılan Keşkek; yaz aylarında çokça pişirilen içi fesleğenli ince patlıcan ye­meği; yayla kesimlerinde yapılan Höşmerim yemeği; hazırlanışı yöremize özel olan Tarhana Çorbası; Göce Çorbası; kırdan toplanan otlardan hazırlanmış ot ye­mekleri ve tatlı çeşidi olarak kabak tatlısı yöremizde gelenekselleşen yemeklerden bazılarıdır.

Halkın büyük çoğunluğu, özellikle kırsal kesimde, çiftçilikle uğraşır. Bu nedenle kendi yiyeceğini kendisi ye­tiştirmektedir. Sahilde oturmakta olan halkın çoğunluğu­nun sebzecilik yapmasına karşın iç kesimler ve yayla köy­lerdeki halkımız hayvancılıkla uğraşmakta ve tahıl ürünle­ri yetiştirmektedir. Yemekler de bu yetiştirilen ürünlere bağlı çeşitlerdir. Genellikle bitki örtüsünün bodur çalılar­dan oluşması nedeniyle hayvancılıkta keçi besiciliği daha gelişmiştir. Kısmen iç kesimlerde koyun yetiştirilmektedir. Bu nedenle etli yemeklerde daha çok keçi eti kullanılır.

Topak Kızartma(Patatesli)-Altınyaka(Gödene)-Foto:A.Kerim ATILGAN
Kumluca Deve Güreşleri

3- Kumluca Deve Güreşleri

Ülkemizde geleneksel olarak sürdürülen deve güreşlerinin ilk defa bundan iki yüzyıl kadar önce Ay­dın ilimizin İncirliova ilçesine bağlı Hıdırbeyli köyünde yapıldığı söylenmektedir. Ancak A.Münis Armağan’ın Batı Anadolu Tarihinde İlginç Olaylar adlı kitabında “Develerin Sonu” bölümünde II. Mahmut döneminde Tire ve civarında deve güreşlerinin yapılmakta olduğu belirtilmektedir.

Deve güreşlerinin başlangıç tarihi bilinmemekle birlikte, kervancılığın ve göçerliğin yaygın olduğu dö­nemlerden beri yapıla geldiği sanılmaktadır. Deve sa­hiplerinden ve güreş severlerden edindiğimiz bilgile­re göre; eskiden göçerler de obalar arası ve kervancı­lar arasındaki rekabet nedeniyle develeri güreştirirlermiş.

Deve güreşlerinin kendine özgü geleneksel ku­ralları varsa da yörelere göre bazı değişiklikler göster­mektedir. Ancak deve güreşleri, benzeri sporlar gibi kendine özgü bir sahaya, seyirci düzenine sahip değil­dir. Deve güreşleri için yapılan organizasyonlar özel­likle gelir elde etmek üzere eğitim, kültür, sağlık, spor ve sosyal amaçlı konularda faaliyet gösteren dernek­ler tarafından yapılmaktadır.

Deve güreşleri tek hörgüçlü dişi “yoz” develer ile “buhur” adı verilen çift hörgüçlü erkek develerin çift­leşmesinden meydana gelen ve “tülü” adı verilen er­kek develer arasında yapılır. Bu develer güreş devesidir. Güreş develeri soydan gelir yani güreş yapan de­velerin ataları da güreşçi develerdendir.

Güreşler tülülerin kızmaya başladığı kış aylarında yani Aralık, Ocak, Şubat ve Mart aylarında yapılır.

Güreşen her devenin mutlaka bir adı vardır. Bu adlar sahipleri tarafından verildiği gibi, güreş anında yaptığı hareketlerden ve oyunlarından dolayı seyirci­ler tarafından da verilir.

Güreş develerinin ismi “havut” denilen semerin arkasına konulan süslü bir beze yazılır. Bu beze Peş de­nir. Bu yazıların altına mutlaka Maşallah yazısı yazılır.

GÜREŞ GÜNÜ

Sabahın erken saatlerinde halk akın akın güreş alanına gelmeye başlar. Bir kısmı güreşlerin yapıldı­ğı sahada yer kapmaya, bir kısmı da güreş alanı dışın­da aileleriyle birlikte oturacağı yeri ayarlamaya başlar­lar. Saat 9.00-10.00 civarında güreşlerin yapıldığı yer­de saha içi ve saha dışı tamamen güreş meraklılarıyla dolar. Ayrıca saha dışında seyyar satıcılar da yerlerini alırlar. Çeşit çeşit yiyecekler, içecekler, hediyelik eşya­lar tezgâhlara düzenli bir şekilde konmuştur. Bu arada yörenin davul ve zurnacıları çalmaktadırlar.

Bu curcuna devam ederken hoparlörden güreşle­rin başladığı, güreşecek develerin adları anonsu duyu­lur. Saha dışındaki hareketlilik ve canlılık bu sefer saha içine girmiştir. Deve sahipleri sarvanlarıyla birlikte de­veleri saha içine getirirler, develer saha içinde bir tur atarlar daha sonra güreşler başlar. Deve güreşleri ge­nellikle saat 9.00-10.00’da başlar. Mikrofonda devele­rin isimlerini anons eden Cazgır’ın sesi duyulur. Caz­gır, develer için methiyeler söyler, kendisine has usulü ve kafiyeli şiirleriyle güreşlere renk katar. Cazgır, yağlı pehlivan güreşleri gibi deve güreşlerinin de en önem­li ve renkli kişisidir. Güreşleri, spor spikeri gibi anlat­maya çalışır.

Deve güreşleri, düzenleme komiteleri, güreşlerle ilgili olarak hakem kurulu (Başhakem, orta hakem ve masa hakemi) yeteri kadar urgancı (ipçi), güreş deve­lerinin ağızlarını bağlamak üzere ağız bağlayıcılar ile ağız bağı kontrolcüsü görevlendirilir.

Deve Güreşleri Ayak, Orta, Başaltı ve Baş olmak üzere dört kategoride yapılır. Galibiyetler: 1-Kaçırta­rak 2-Bağırtarak 3-Yıkarak elde edilir.

Birincisinde, deve heybetiyle diğer deveyi kaçır­tır. İkincisinde, zor bir oyunla rakibini bağlar, zora ge­len rakip deve öbür devenin gücüne dayanamadığı zaman bağırır. Üçüncüsünde ise deve rakibini yaptı­ğı oyunla yıkar ve üzerine çöker. Bir de pes etme biçi­minde galibiyet vardır o da, deve sahibi devesinin faz­la yıpranmaması için devesini güreşten çeker, bunun için deve sahibi urganı ortaya atar bu pes etme anla­mına gelir, öbür deve galip ilan edilir.

Yenişemeyen develer berabere kalırlar.

Develerin güreşlerde yaptıkları oyun adlarından bazıları şunlardır: Bağ, Çengel, Çatal, Makas, Kol Atma­sı, Muşat Çengel, Tam Bağ, Yarım Bağ, Düz Çengel, Tek­çi, Kol Kaldırma

Güreşlerin heyecanını artırmak için, değişik oyun­ları yapan develerin birbiriyle eşleştirilmesine özen gösterilir. Her deve kendi sınıfındaki tülüyle güreşir. Sağdan güreşen develere sağcı, soldan güreşen de­velere solcu, ayak oyunları yaparak rakiplerinin ayağı­na çelme atarak oturan develere çengelci, rakiplerinin başını göğsünün altına alıp oturan deveye bağcı, ra­kibini yıkmak ve kaçırmak için yan yana gelip ittiren ve başıyla ayaklarını yoklayan develere tekçi denmek­tedir.

Galip gelen deve gururla dört ayağını bir araya getirmek suretiyle böbürlenerek seyirciyi selamlar. Ödül olarak halısını alır ve sahayı terk eder. Yenilen de­vede mahcubiyet ve suskunluk görülür.

Bir deve bir günde bir kez güreşir. Bir güreşin sü­resi 10 ile 15 dakikadır. Bu kurallar, güreş develerinin nesillerinin azalmaması, develerin fazla yıpranmama­ları ve korunmaları için konulmuştur.

Bütün bunlar bir disiplin içinde, geleneksel biçim­de yapılır. Güreşler sona erdiğinde develer galip gelen deveciler ile deve bakıcıları (Sarvanlar) sevinçli, deve güreşi meraklıları da güzel bir gün geçirmenin, iyi bir güreş seyretmenin mutluluğuyla evlerine dönerler.

Genellikle kışın yapılan deve güreşleri, bölgemi­zin kış şöleni haline gelmiştir.

4- İlçede Mahalli İdareler ve Faaliyetleri

İlimiz Kumluca İlçesinde; Kumluca İlçe Belediyesi­nin yanı sıra, Mavikent, Adrasan (Çavuşköy) ve Beyko- nak Belde Belediyeleri mevcuttur. Biz burada Kumlu­ca İlçe Belediyesinin bazı faaliyetlerini aktarmaya ça­lışacağız.

1- Kumluca’da Belediye Teşkilatının Kuruluşu

1914 yılında yapılan idari düzenleme ile Fini­ke kazasına bağlanan Kumluca nahiyesinde Dahili­ye Vekaleti verilerine göre 1928 yılında belediye teş­kilatı kurulmuştur. 813 nüfusa sahip Kumluca Nahiye Belediyesinin 1492 lira geliri olup yaptığı toplam har­cama ise 1142 liradır. Kumluca Belediyesinin 1928 yı­lında her hangi bir müessesesi ve gayrimenkulu yok­tur. 122 Dahiliye Vekaleti Vilayetler İdaresi Umum Müdürlüğü’nün verilerine göre Kumluca’da belediye teşkilatının bir süre faaliyetine ara verdiği anlaşılıyor.

19. 06. 1957 tarihinde TBMM’de kabul edilen 7033 nolu “Yeniden (78) kaza kurulması ve İzmir Vilayetine bağlı Kuşadası kazasının Aydın vilayetine bağlanma­sı hakkında Kanun” Resmi Gazete’de 27. 06. 1957 ta­rih ve 9644 sayı ile yayınlandı. Söz konusu Kanunun 1/A cetvelinde adı geçen Finike kazası Kumluca ve Gö­dene nahiyeleri 1 Nisan 1958 tarihinden geçerli olmak üzere merkezi Sarıkavak olan Kumluca adı altında ayrı bir kaza oldu. Kumluca kazasının merkez nahiyesine Adrasan, Belen, Beşikçi, Çayiçi, Gerçen, Hacıveliler, Ha- zırkahya, Kağaz, Kumluca-Yazırı, Örtekiz, Salur, Sarıca- su, Savrun, Toptaş ve Yenice adlarında on beş köy, Gö­dene nahiyesine Gödene (Nahiye merkezi), Dereköy, Gölcük, Karacaağaç, Karacaören ve Kuzca adlarında altı köy bağlı idi.

2- Kumluca Toptancı Hali

Kumluca ilçesi sera yetiştiricilerinin talepleri­ni karşılayabilecek büyüklükte Türkiye’deki turfanda sebze borsasının belirlendiği yer olan Kumluca top­tancı hali 2004 Yılında 100 000 m2’lik bir alana modern bir tesis olarak inşa edilmiştir. 73 adet 150 ım2’lik ardi­ye, 18 adet 75 ım2’lik ardiye ve 30 adet 130 ım2’lik yazı­hanesiyle hizmete sunulmuştur.

32 000 ım2’lik kapalı alan yap işlet devret modeliy­le tesis edilmiştir.

3- Otogar

Kumluca halkına layık otobüs terminali 23 000 ım2’lik bir alana kurulmuştur. Kumluca Otobüs Termi­nalinin iş teslimi 14.10.2002 tarihinde yapılmıştır. 17 Nisan 2005 tarihinde Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından görkemli bir törenle hizmete açılmıştır. Ter­minal binasında 5 adet otobüs firması ile ilçede 2 adet taşımacılık hizmeti yapan kooperatif yazıhanesi yanı sıra yolcuların ihtiyaçlarını karşılayacakları yerler bu­lunmaktadır.

Kumluca-Ahmet Ali Ağa Bulvarı
Kumluca Toptancı Hali
Kumluca Devlet Hastanesi Açılışı-17/04/2005

Fotoğraflar-Soldan Sağa-Ön Sıra: Antalya Valisi Alaaddin YÜKSEL, İçişleri Bakanı A.Kadir AKSU, Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN, Sağlık Bakanı Prof.Dr.Recep AKDAğ, Arka Sıra: Arif YAVUZER, Kumluca Belediye Bşk.Hüsamettin ÇETİNKAYA, Bayındırlık ve İskan İl Md. Ali İhsan ÖZTÜRK ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM


4-Hastane

Kumluca Devlet Hastanesi’nin temeli 1996 yılında atılmış fakat yapımının tamam­lanamaması sebebiyle 2002 yılı Eylül ayında, Antalya Valiliği Bayındırlık ve İskân Müdür­lüğü tarafından ikmal inşaatı işi 2,8 milyon TL tahmini bedelle ihaleye çıkarmıştır. 100 yataklı Kumluca Devlet Hastanesi, Sağlık Ba­kanlığına bağlı, Belediyemizin gayretleri ile tamamlatılmış yol, çevre düzenlemeleri ya­pılmıştır. 17 Nisan 2005 tarihinde de Başba­kanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan tarafın­dan görkemli bir tören ile hizmete açılmıştır.

Foto: A. Kerim ATILGAN

5-İçme suyu

Bey dağlarının eteklerinde bulunan Kumlucaya 60 km uzaklıktaki Karaağaç mevkisinden Kumluca ve Beykonak, Mavikent ve Adrasan’dan oluşan üç beldesine kaynak suyu özelliklerindeki içme suyu halkımızın kullanımına ka­zandırılmış ve şebeke bağlantısı yapılmayan hiçbir yer kalmamıştır.

6-Kültür Park

Şehirleşme alanında büyük adımlar atan Kum­luca Belediyesi olarak halkımızın kültürel ve sanat­sal etkinlikleri takip edebilecekleri, aileleri ve kendi başlarına hoş vakit geçirebilecekleri, halkımıza yakı­şan kültür parkını 9000 m2’lik bir alan üzerine açmak­tan gurur duymaktadır. Kültür Parkı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da maddi katkıları ile 18.06.2007 tarihin­de tamamlanarak halkımızın hizmetine girmiştir.

Park içerisinde; şelaleli giriş takı, kültür hanı, spor kompleksi (Fitness grubu, basketbol sahası, voleybol sahası, bisiklet yolu), oturma grubu, gezinti alanı ve otopark yer almaktadır.

Ayrıca Kültür Parkı halkımıza Ramazan ayı boyun­ca iftar çadırı alanı olarak da hizmet vermektedir.

7-50. Yıl Karatepe Kültür Merkezi

Antalya İlimizin bir güneşi haline gelen Kumluca, 2005 yılında Devlet Hastanesinin yeni hizmet binasına geçmesi ile terk ettikleri eski hastane binasının yıkımı yapılmış ve İlçenin simgesi olabilecek bir proje uygu­lamaya başlanılmıştır.

50. yıl Kültür Merkezi kompleksi içerisinde bulu­nan Kule 5 kat olarak yapılmaktadır. Giriş katında kent müzesi yapılacak olup, İlçenin kültür değerlerinin bir aynası olacaktır. 2. katı nikah salonu, 3. kat restoran katı olup, 4. ve 5. katlar İlçeye gelen misafirler için şe­ref salonu olarak yapılmaktadır. En üst kısımda seyir terası bulunmakta ve halkın ve ziyaretçilerin keyifle seyir edebilecekleri Akdeniz ve Toros dağlarının karla­rını görsel olarak birleştiren bir mekân haline gelmek­tedir.

Kültür binası içinde 2 adet 50’şer kişilik cep sine­ması yapılmaktadır. Amfi tiyatro ile 500 kişilik bir Açık- hava tiyatrosu ve sineması hizmet verecektir. Çeşit­li etkinliklere ev sahipliği yapacak sergi salonları var­dır. Araç ile girilebilecek olan parkımızda yeraltı oto­parkı da vardır.

  1. Tarım ve Seracılık Şenlikleri,
    “Antalya’nın Lideri”

Her yıl Nisan ayının 3. ve 4. Haftasında Konferanslar, Konserler, Müzik ve Dans Gösterileri, Tiyatro Gösterileri, Yağlı Pehlivan Güreşleri, Domates Güreşleri, Yörük Göçü vb. etkinliklerle kutlanan festival, İlimizde sahasında en fazla ilgi gören ve katılım sağlanan kültürel etkinlik olarak değerlendirilmektedir.

9- Kapalı Spor Salonu

21.yüzyılın kenti olan Kumluca’ya yakışır Kapa­lı Spor Salonu 14.06.2001 tarihinde ihalesi gerçek­leştirilmiş ve 2006 yılı başlarında Kumluca’ya kazan­dırılmıştır. Kapalı Spor Salonunu Bölgemizde tektir ve Kumluca Belediyesi’nin gençlere verdiği önemin bir göstergesidir.

10- Atıksu Arıtma Tesisi

Kumluca Belediyesi, ilçe halkının en önemli so­runlarının başında gelen atıksu problemini çözmek amacıyla 2006 yılının 2. döneminde Kumluca Atıksu Arıtma Tesisinin inşaatına başlanması için yer teslimi­ni yapmıştır.

Karşıyaka Mahallesi Kumdibi Mevkiinde 64 ada 209 no.lu parselde yer alan Atıksu Arıtma Tesisi, 1. ka­demede 2020 yılına kadar 50000 eşdeğer nüfusa hiz­met edecek şekilde, günde 8672,6 m3 atıksu arıtma kapasitesi ile aktif çamur prosesi bazında projelendi­rilerek inşa edilmiştir. Tesisin 2. kademe inşaat aşama­sı, 2040 yılında yaklaşık 100000 eşdeğer nüfusa hiz­met verebilecek kapasitede olacak şekilde projelendi­rilmiştir.

Şehrin atıksu kolektör sistemi, Atıksu Arıtma Te­sisinin inşası ile paralel şekilde yapılmıştır. Bu kollek- tör sisteminin tamamlanması sonrasında şehir nüfu­sunun %95’i kanalizasyon şebekesine bağlanmıştır.

Kumluca Sarnıç Tepesi Hayvanat Bahçesi

11- Sarnıç Tepesi Piknik Alanı ve Hayvanat Bahçesi

Kumluca’ya 4 km uzaklıkta ve 285 m yüksekliğe sahip olan Sarnıç Tepesi’nde 15000 m2’lik bir alan çim­lendirilerek 2000 m yol asfaltlanmış ve Kumluca halkı­nın piknik yapabileceği ve boş vakitlerini geçirebile­cekleri bir yer olarak tanzim edilmiştir. Piknik alanı ya­nında 2000 m2’lik kısımda hayvanat bahçesi oluşturul­muş ve halkımıza hayvan sevgisinin aşılanması amaç­lanmıştır.

Sarnıç Tepesi Parkında; Çocuk Oyun Grubu Komp­leksi, Hayvanat Bahçesi, Piknik Alanı, Kır Kahvesi bu­lunmaktadır.

12- Huzurevi

Kumluca Kasapçayırı Mahallesinde valimiz tara­fından vefa tepesi ismi verilen eski adıyla demirci te­pede bulunan belediyemize ait 4000 m2’lik arazi üze­rinde yapılması planlanan huzur evinin 05 0cak 2006 da Sayın Valimiz Alaaddin YÜKSEL tarafından temeli atılmıştır. Tamamen yardımsever halkımız tarafından finanse edilen huzurevi inşaatının %90’ lık kısmı bitiril­miştir. Huzur evinin bir an önce tamamlanması için ça­lışmalar hızla devam etmektedir.

13-Sera Atık Kampanyası ve Çevre Ödülleri

Kumluca Antalya Örtü Altı Seracılığının %33’ünü Türkiye Örtü Altı Seracılığının ise %11’ini karşılamak­tadır. İlçede üretim, ülke üretiminin yüzdesinde dö­nemlere göre farklılıklar göstermektedir. Ocak-Şubat- Mart aylarında ülkede var olan aşırı soğuk nedeniyle diğer bölgelerdeki sera alanları bu soğuktan etkilen­mektedir. Yer şekillerinin kendisine sağladığı koşullar­la oluşan MİKRO KLİMA sonucunda ilçemizde üretim ülke bazında Ocak-Şubat-Mart aylarında %40 seviye­lerine çıkmaktadır. Kumluca Antalya ve ülke açısından turfanda sebzecilikte önemli bir üretim merkezidir.

Üretim iki dönem halinde yapılmaktadır.

Birinci dönem (Güzlük) : Hasat sonu ocak-şubat aylarına rastlayan dönem.

İkinci dönem (Sezonluk-baharlık) : Hasat sonu ha­ziran- temmuz aylarına rastlayan dönem.

Her iki dönemde de, üretim sezonunun bitimin­de hasat ömrünü tamamlamış bitkilerden seraların boşaltılması gerekmektedir. Bu esnada, yaş atık olarak yaklaşık 400 000 ton civarın da serada yetişen bitki atı­ğı (Organik atık) ortaya çıkmaktadır. Bu atık kuruduğu zaman 100 000 ton civarında olmaktadır.

Antalya ili ve Kumluca ilçesinde oluşan evsel atık­lar tablosunu incelersek;

Antalya ilinde,

Yıllık katı atık : 259 702 Ton/yıl.

Kumluca ilçesinde,

Yıllık katı atık :                      9 537 Ton/yıl. olduğu

anlaşılmakta,istatistiki bilgilerden de anlaşılacağı üze­re Kumluca ilçemizde üretim sonucunda oluşan sera­da yetişen bitki atıkları (Organik atık) Antalya ilindeki yıllık evsel katı atık miktarının 1.5 katı kadardır.

Hasat ve yeni ekim döneminde seralardan çıkan kuru ve yaş organik atıklar daha önceleri Belediye ta­rafından tahsis edilen deniz kenarında ve Sarıkavak Mahallesi Balçıklı Mevkiindeki alanlarda geçici olarak depolanmakta ve kurutulup yakılarak yok edilmekte idi. İşte bu çevre kirliliğini önlemek amacıyla kumlu­ca belediyesi olarak geniş kapsamlı bir kampanya baş­latıldı. Yer tespiti yaptık ve halkımızı sera atıklarını bu­raya dökmesi için yönlendirdik. Kumluca halkı serada yetişen bitki atıklarını büyük bir titizlikle göstermiş ol­duğumuz depolama alanına götürüp bıraktılar. Kum­luca belediyesi olarak bizde gelişi güzel bırakılan bu atıkları yapmış olduğumuz çalışmalarla düzenli bir şe­kilde depoladık.

Düzenlediğimiz kampanya sonucu Belediyemiz, Konya Belediyeler Birliğince 8-9 Haziran 2006 tarihin­de düzenlenen proje yarışmasına katılarak “Yeşil Ener­ji Projesi” başlığı ile çevre ödülü almıştır.

İ.H.A., TEMA, GSM, İYODER ve Kırıkkale Valiliği Tür­kiye genelinde ortaklaşa olarak düzenlenen; Avrupa Birliği destekli “Başrolde Yeşil Vadi” çevre projesinde yüzlerce belediye başkanı arasından Belediye Başka- nımız Hüsamettin Çetinkaya’yı “Başarılı Çevre Başka­nı” seçildi ve ödüllendirildi. Kumluca Belediyesi çevre konusunda göstermiş olduğu bu hassasiyet sonucun­da 2 Çevre ödülü ile taçlandırılarak bölgesinde öncü ve örnek bir belediye olmuştur.

14- Kardeş Şehir Zabki

Belediye, 29 Ekim 2007 tarihinde, Polonya’nın başkenti Varşova kentine bağlı Zabki Belediyesi ile Av­rupa Türk İşadamları Derneği (ATİK-TÜDEİK) önder­liğinde Kardeş Şehir Protokolü imzaladı. Her iki şehir arasında hem kültürel hem de ticari alanda işbirliğinin geliştirilmesi amaçlanmaktır.

15-Kumluca Belediyesi TSE-ISO -En 9000 ve M-C TSE-ISO 10002 Belgeleri

Belediye çalışmalarının daha sistemli ve kaliteli bir şekilde yürütülmesi ve bu sistemin belgelendiril­mesi amacı ile belediyenin; 15/11/2007 tarihinde dü­zenlenen tören ile TSE-ISO-EN 9000 belgesi ile,

10/04/2010 tarihinde “Müşteri Memnuniyeti ve Şikayeti Yönetim Sistemi” Belgesi olan M-C TSE-ISO 10002 Belgesini Türkiye’de İlk Alan Belediye ünvanı ile aldığı görülmektedir.

16-Kumluca Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi

Son yıllarda katı atıklardan (çöp) kaynaklanan problemler ülkemizin çevre sorunlarının başında gel­mektedir. Nüfus artışına paralel olarak tüketim alış­kanlıklarının değişmesi ile birlikte kişi başına üretilen katı atık miktarının da artması ile oluşan çöp ve atık karakteristiği hızla değişmektedir. Bu artışların devam edeceği ve eski katı atık depolama sahalarının sağ­lıksız olması nedeniyle, son yıllarda katı atıkların sağ­lıklı ve en ekonomik şekilde uzaklaştırılması konusu, geçmiş yıllara nazaran daha da ehemmiyet kazanmış­tır. Katı atık bertaraf sistemi, atıkların ayrı toplanma­sı, taşınması, geri kazanılması, düzenli depolanma­sı, sızıntı sularının ve depo gazlarının bertarafı bile­şenlerini kapsayan bütünleşik bir yönetim sistemidir. Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi katı atık dökümüne bağlı olarak oluşacak sızıntı suyunun toplanması ve geri devri için pompa haznesi planlanmıştır. Katı atık kütlesinde oluşacak gaz ise toplandıktan sonra teşkil edilecek portatif yakıcılarla (flare) bertaraf edilecektir.

Kumluca Olympos Sahili

Kumluca katı atık düzenli depolama sahası dolum ömrünün bitmesi ile nihai topografyasına erişecektir. Katı atık dökümünün sona ermesi ile birlikte son örtü teşkili ve peyzaj, düşey gaz toplama sistemi­nin oluşturulması, işletme sonrası kontrol ve izleme çalışmaları gerçekleştirilecektir.

*Derleyenler:

  • Hüsamettin ÇETİNKAYA- Kumluca Belediye Başkanı –
  • A.Kerim ATILGAN-İl Kültür ve Turizm Md.Yrd.

Kaynaklar:

-Kumluca Belediyesi Arşivi